20200212

Vertigo°: Yörüngeler Çağı

Sınırsız güneş, sınırsız gezegen!

Dünya çağlarından sonra insan ırkı galaksinin sınır uçlarına kadar yaklaştı. Ötegezegenlere yerleşmeyi sağlayan uzay teknolojileriyle birlikte artık yörüngeler çağı başlamıştı. Dünya sorunlarından olan aşırı nüfus artışı, iklim değişikliği ve yetersiz doğal kaynakların neden olduğu kaygılar, yerini biyolojik ölümsüzlüğü aramaya bıraktı. Yörünge değiştirebilen yapay uydu endüstrileri ile de insanlık küresel yaşamdan evrensel yaşama geçti.

Yörüngeler çağında üretilen ilk uydulardan biri de eski ve küçük bir uzay kasabası olan Vertigo°. Bir gaz devinin yörüngesine oturan bu metal küre, uzun zamandır uydu emlakçılığının gözdesi olmaktan çıktı. Nadiren hurda uydu tüccarlarından teklifler alıyor olsa da, uzaya yaydığı meta-frekans reklamlarıyla nüfusunu ve dolayısıyla da ömrünü uzatmaya çalışıyor:

Hey! Bu Vertigo°’nun sesi. Sizi uzayda bir atom kadar küçük ancak en az onun kadar etkili bir yaşam platformunun vatandaşı olmaya davet etmekten gurur duyuyor. Yörüngesinde bulunduğu devasa gezegenden sentezlediği sınırsız kaynakları, her türlü ihtiyaca cevap verebilen güvenilir teknolojileri ve sonu gelmeyen eşsiz manzaraları ile sizinle tanışmak için sabırsızlanıyor. Ayrıca, yörüngeler çağının bilinen en eski uzay kafeteryası olan efsane Cafe Imanecho ile nostaljik özlemlerin bu kürede yaşadığını hatırlatıyor...

| Vertigo°'dan bir pasaj.

20200203

Rah-Ka: Kınından çıkan bir kılıçsın şimdi

...
"Toprağı dirilten yağmurlar, senin içindeki gökyüzünden yağar"
  
Ölmeden önce ölünce sen, kâinatın her yerinde doğdun. Güneş, su içen karıncalar kadar sessiz batıyor; Panteon da yokluğa doğru evriliyor. Miras olarak bir sekel bıraktılar geriye doğada. Tepelerde yankılanan lir sesleri sustu. Sıcacık bacalar buz kesti şimdi. Hayallerin heyelanı, düşlerin düşüşü. Hayl, ölen Rah-Ka'nın gözlerini kapatırken şöyle diyordu; "Kınından çıkan bir kılıçsın şimdi." Hakikat değişmedi, zamanlar değişti. 
... 

| Rah-Ka'dan bir pasaj.

Rah-Ka: Yanarak tükenen bir masal

...
Taruh: "İnandığın gerçek pay, tutkuların ise paydadır. Tutkuların arttıkça inancındaki hakikat azalır. Kendini bulamazsan sana ait olduğunu sandığın hiçbir şey senin olmaz; kendini bulursan bildiğin ve bilmediğin her şey senin olur. Huzuru hep mükemmellikte arama. Her yerdedir ama sadece özel özneler onu bulur. Unutma! Saman alevleriyle ışıldayan dünya, yanarak tükenen bir masaldır."
...

|Rah-Ka'dan bir pasaj.

Rah-Ka: Geçici yaşamdan sonsuzluğa sızan

...
Taruh konuşmaya devam ettti: "Bir ayraç olmalı bizi bu dünyadan ayıran. Geçici yaşamdan sonsuzluğa sızan. Bir yol olmalı yürüdüğümüz, varlığımızın sebebine çıkan. Bulutların seyahatine şahittir gözler, ya dağların? Dünyasını tasarlarken esirgeyen Yaratıcı'nın olmadığı mekanlar var eden, aslında cehennemde bağışlayan Yaratıcı'nın olmadığı mekanını tasarlamaktadır. Ukba yurdunu kendisi tasarlar. İmdadını kimseye duyuramaz kendinden gayrı. Çünkü tasarladığı mekanda kendisinden başkasına yer vermez. Seslenen odur, duyan da tek o. Kimse yoktur. Yalnız kendisi, egosu ve aynadaki sureti. Dünyada tasarladığı gibi kusursuz. Cehennem bu nedenle acı çekilen yer değildir, acı çekeni kimsenin duymadığı yerdir."
...

| Rah-Ka'dan bir pasaj.

Rah-Ka: Haris bir simyacı olma

...
Yalnız ile yalnız olan ve zamanın nabzını tutan Taruh, süvarilere konuştu: "Zittavl aşkına! O, varlık alemlerini yarattı. Şahit yoktu, emsal yoktu, ortak yoktu. Bir'den uzaklaşarak çoğalan varlıkların çokluğu, onların yokluğu oldu. Her varlığın Bir'e en yakın hali doğum anıdır. Fıtratı korumak, yaratılıştan gelen Bir'e yakınlığı muhafaza etmek; süvarilik! Varlıkların çokluğu, onların yokluğudur. Süvari olmak kainatın hulasası, özeti olmaktır. Sentorizm teferruattır, süvari olmak öz. Cehennemde ruhlar üşür. Bütün günahların başlangıcı, temeli Zittavl'i unutmak, O'nun yerine kalbte başka sevgiler beslemektir. Diğer günahlar yoldur, O'nu unutmak tüm günahların birleştiği kapkara bir nisyandır. Şu çiçekleri daha ne kadar güzelleştirebiliriz ki. Onlar zaten en güzel. Fıtrat en güzeldir. Ona bir şeyler daha katmaya hacet yok. Fıtrat varlığın en yalın, en saf ve doğal halidir. Fıtratına ekleme yapanlar yokluğa doğru adımlarlar. Fıtrat bir süreçtir. Zamanı geldikçe olması gerekenler olur. Arının bal yapması gibi. Şu laleler, güller için su, toprak ve güneş dışında bir şeye gerek yok. Kırık buçuk hayalleri sonsuzluk zannedenler gibi olmayın, ilk kutsiyeti koruyun çünkü onu unutursanız son nefesinizde ona tekrar kavuştuğunuzda tanıyamazsınız. Metamorfoz mu tecelli mi bizim olmalı? Kan, et ve kemik; biz sadece bunlardan mı ibaretiz? Bize bunu sorgulatan nedir? Yelelerin saçlara dönüşmesinin bedeli nedir? Ruh! Göller, ırmaklar, denizler, berrak sular yetmedi onlara, illa parlayan bir ayna ve başkalaşım yetti. Varlıkların çokluğu, onların yokluğudur. Çokluk üstüne çokluk, yokluk üstüne yokluktur. Karanlık, karanlık içinde saklanır. Karanlığın karanlık olduğunu ancak yıldızlar ortaya çıkarır. Her biriniz yıldızsınız, öyle doğdunuz, öyle kalın. Bunca define beklerken keşfedilmeyi, haris bir simyacı olmayın. Çokluk sizi oyalamasın. Dünyada varlığımızın kökleri ırk, renk ve semboller değil fıtratımızdır. Ey süvari! Yeni hiçbir şey yapma. Zaten sen en yeni, hep yenisin. Bu halinle yaşa ve onu koru. Derdin bu olmalı. Bineğinle yekvücut olma. Sentorlaşarak zombiler gibi yaşama. Sentorlar nefslerinin istediğini emreden, istemediklerini istemeyen, bazen kızan, bazen köpüren, bazen gülen, kahkaha atan, pişman olabilen tanrılar icat ettiler. O tanrılar sentorların tanrılarıydı. Sadece onların. Çünkü o tanrıları sentorlar doğurdular ve bu nedenle sentorlar neyi isterse, tanrıları da onu ister. Ben bedenimden vazgeçtim, onlar ise nallarındaki bir çividen bile vazgeçemezler. Zittavl bize ne vaat ediyor, tul-i emel bize ne vaat eder? Sentorlar örttü, hakkın yeryüzündeki yüzünü. Bu nedenle cennete girseler de göremezler, işitemezler, kokusunu alamazlar ve hissedemezler. Maddi alem şarap gibidir, çirkinleri güzelleştiren. Bekledikçe mahzende değerlenir. Bu nedenle kalmamalı zihinlerde bu dünya. Yoksa onun müptelaları ayırt edemezler, güzel ne çirkin ne? Bineğin senin hem dostundur, hem de düşmanın. Bir yönüyle seni Zittavl'e ulaştırır, başka bir yönü yolundan alıkoyar. Biraz ondan biraz bundan kabul etmez hakiki aşk. Ya süvari olarak kalırsın ya da sentor olursun. Bunun bir ortası yok. Fıtrat nedir? Bir annenin yuvayı inşası kadar, yavrusu için telaşı, yaratılış kadar temiz. Kudsiyet azlıktadır, varlık azlıktadır. Mütevazi olun. Çünkü topraktan çıkan her şeye muhtaçsınız. Mücahede et ki, müşahede edesin. Zombi yurdudur Gayya. Ne yaşarlar orada, ne ölürler. Şuurların yok olduğu yerdir, öznesiz azaplarda."
...

| Rah-Ka'dan bir pasaj.

Rah-Ka: Kainat, sensiz sen ile durur

...
"Kainat, sensiz sen ile durur"

Doğanın el değmemiş derinliklerinde bulursun hayatın başlangıcını. Oradadır her şeyin ilk halinden eser. Gören kalplerin yurdudur. Yüklenilen özne, güzelliğin membası olur. Sonraları özneyi unutunca güzel şeyler, özne de onları unutur. Baş başa kalırlar bedenler ve taşlarla. Bakışlar sıradanlaşır. Varlığın özü yitirilir. İşte o zaman el değer derin doğaya. Hakikat ise değişmez, yalnız manzaralar değişir. Derin doğayı öznesiz istekler kirletir. Sonunda derinlik kaybolur, yüzeysel doğa kalır ruh için geriye. Sular bulandı. Bir süre beklemelisin, sakin ol. Sükunet en güçlü eylemdir, sabırdır. Duru sular, durgun yaşayanlara açılır. Sıfatlarından soyundukça içindeki derin doğaya ulaşırsın.
...

| Rah-Ka'dan bir pasaj.

Rah-Ka: Sen gidince diğerleri de durmaz

...
Göründü doru at afakta, güneşi ikiye ayırmıştı. Derin doğadaki süvarileri arıyordu. Taruh'un yanına geldi sonunda. Onu dinliyordu şimdi: "Birkaç gün dünya, sonsuza dek ukba! Her ateş suyu kaynama noktasına getirebilir ancak suyu yanma noktasına getirebilen ateş sadece aşk ateşidir. Kaderlerin üçe ayrılacağı, kederlerin hiçe sayılacağı zamanı düşün. Dünya sana herkesin bilebileceği şeyler söyler. Sen herkesin bilemeyeceği sırlar ara. Zittavl için terk ettiğin her şey senindir, çünkü her şey O'nundur. Hicret bir tercihtir Rah-Ka. Belki Zittavl'e ulaşamayabilirsin ancak O'nun sana verdiklerinden başlayarak O'na doğru kutsal bir yolculuğa çıkabilirsin. Her şey tek ve benzersiz bir öznenin parçasıdır. Sen o öznesin, lakin o özne sen değil. Sentorlar, ruhlarını bedenlerine defnettiler. Şu sentorizme bak; boynuz kulağı geçti, hem de daha kavi ve yeni, ancak asla kendinden önce var olan kulağın işittiklerini işitemez. İçimdedir her sentorlaşan süvari. Benden ayrı değil, acılarımdır, yaralarımdır hepsi ve benim, iç kanamalarımdır; benden ayrılan eksik yanımdır. Evet! Ben gülünç bir süvariyim. Ruhundan vazgeçmiş olanlara malından, şöhretinden, altın nalından vazgeçmeyi öneriyorum. Bu tam da bir komedi. Umutsuz vakayım... Rah-Ka, artık sen diğer taşlar gibi bir taştan at değil, bir şahsın; ruhusun oyunun. Sen gidince diğerleri de durmaz."
...

| Rah-Ka'dan bir pasaj.

Rah-Ka: Beklentilerinden soyun!

...
"Dünya beklenti üzere kuruludur, ukba da. Sen beklentilerinden soyun! Acılarının kaynağı sana ait olmayan şeyleri sana ait sanman, kendine mâl etmendir. Kendine ait olduğunu düşündüğün her ne varsa Zittavl'e teslim et." dedi Taruh ve bir şarkıyı hatırladı:

Ateşe düşmeden, hararet nedir bilir mi ateş böceği, 
Ya karınca, ummânın derinliğini nereden bilecek, 
Fezadaki burçlara uçabilir mi serçe; kanatları dokunabilir mi yıldızlara, 
Toprağın bereketinden haberdar mıdır balık, 
Ya da bir nefir, hayat bahşeden nefesi tutabilir mi içinde? 
...

| Rah-Ka'dan bir pasaj.

Rah-Ka: Boşa yer işgal eden deri ve kıkırdaklar

...
Hayl'ın sol omuzunda bir maki maymunu vardı, boynuna kuyruğu dolanıp duran. Sağ elinde ise marula meyvesi, bir maymun bir kendi ısırıyordu, kafalar kıyak. Söyleniyordu; "Her şey konuşur ama duyan var mı? Her zerre haykırır. Ah o kulaklar, boşa yer işgal eden deri ve kıkırdaklar. Bana neden hep sarhoşsun sen, diyorlar. Ben de diyorum ki; bu sarhoşluk Panteon'da bin ayıklıktan iyidir. Atlar yaban bir yalan değiller. Onların hallerine ilkel saflık deyip geçtiniz. Sadece onların derinliğinde kaybettiğiniz şeyi görüyor ve korkuyorsunuz, o kadar. Ömrü kısa hayallerinizle yakamozları avlamaya çalışan çılgınlar sizsiniz!"
...

| Rah-Ka'dan bir pasaj.

Rah-Ka: Fakat orada doğru kimse yok

...
Rüzgarın elleri buğday başaklarının üzerinde geziyor. Genç sentor Hayl, eski bir klanda yaşayan ihtiyar babasının yanına gitti. Babasında lepra hastalığı vardı. Ona selam verdi ve dedi ki: "Sentorizm atlarda olmayan böyle yeni hastalıklar türetir baba." Kulakları iyi işitmiyor, bir boynuz ile duymaya çalışıyordu babası. Oğluna yaptığı iyiliklerden bahsetti. "Neden Hayl ismini verdik sana? Çünkü hayallerimizi gerçekleştirecek olan sendin. Çok az kimsede olan dilmaçlık eğitimini aldırdım sana" dedi. Hayl da "Baba! Sen, henüz ben hiçbir şey bilmeyen bir tay iken ruhuma, gerçek yüzüme, özüme hiç bakmazdın. Sadece bedenim olan bineğime bakardın ve yelelerini okşayarak onu severdin. Her şeyi bineğimden bekledin. Ruhumu, doğal özümü hiç görmedin. Ve bugün... gözlerin doğru yere bakıyor. Fakat orada doğru kimse yok. Şimdi bu büyük aldanışı düzeltme zamanı! Ben bir süvari olacağım. Doğduğumda olduğum gibi. Fıtrata uygun. Bu dünyaya beni gönderen iradenin benden hoşnut olduğu gibi. İlk halime döneceğim. Lütfen sen de gel Baba."
...

| Rah-Ka'dan bir pasaj.

20200202

Rah-Ka: Ceset çöplüğü

...
Hayl, şöyle dedi Pholos ile satranç oynayan Deha'ya: "Var oluş gayemiz dünyamızı ceset çöplüğüne çevirmek miydi? Sonsuzluğu kafeste yaşatır benlik."  Deha da cevap verdi: "Peşinden koştuğun şu süvarilik var ya, bir imla hatası gibi, asırlık. Değişmek nedir bilmeyen, eskilerin masalları. Dillerde gezinen o efsane ve güçlü bir afyon. Sen kişilik bölünmesi yaşıyorsun." dedi. "Ruh bölünmesi yaşamaktan iyidir" cevabını alınca Deha daha fazla dayanamadı. Hayl'ı darp etti. Neredeyse öldürüyordu. Pholos engel olmak istedi. Deha, Hayl'ı iki göz çukurundan parmaklarıyla kaldırarak: "Ölmek için doğan zavallı ölümlülere hak ettikleri mutluluğu vermek ne zaman kötü oldu!? Saman kafalı arkadaşların seni kurtaramayacak." Hayl yüzündeki kanı eliyle temizlerken titrek bir sesle: "Dünyada seninle ortak bir dilimiz var. Ya ukbada olacak mı; hiç sanmam!" diyebildi.
...

| Rah-Ka'dan bir pasaj.

Rah-Ka: Yolları ayırmak zor değil

...

Define arayan bir sentor, imparatorluk mütercimi Hayl'a şöyle dedi: "Eğer gerçekten senin bahsettiğin gibi göremediğimiz bir ruhumuz varsa, o da şu damarlarımızda gezen kandır; göremiyoruz ama." Yağmur devam ediyordu. Şehrin dışındaki eski sentor heykellerinin önünde duruyorlardı. Elindeki marula meyvesinden bir ısırık daha aldı Hayl ve haykırdı; "Yolları ayırmak zor değil, yılları ayırmaktan haber ver sen ey ayrılık!" Sonra heykellere bakarak; "İşte o gerçeği bulduğum an sizden her yılımı, günümü geri isteyeceğim; her saatimi, dakikamı hatta saniyelerimi. Derin uyku esir alana dek güneşin battığı ufuklara doğru sürüklediniz bizi, sonra güneşin doğduğu yerde uyandık. Hırsınız bizi de aldattı." Defineciye döndü: "Nefsin siyah rejiminde ihtilal yapma cesaretin var mı? Ah bir bilseydin asıl aradığın gömü içinde, sende zaten. Tapındığın altın kolyeler yuların, bilezikler de kelepçen olmuş. Ezelden beri mahkumsun." Defineci sentor acıyarak Hayl'in yüzüne baktı, sonra kazdığı yerleri toprakla doldurmaya devam etti.
...

| Rah-Ka'dan bir pasaj.

Rah-Ka: Bir balık kadar sessiz ölür ruhlarımız

...
Hayl barınaktaki izleri göstererek Rah-Ka'yla konuşmaya başladı: "Bir balık kadar sessiz ölür ruhlarımız, kaldırdığımız toz kadarız şu dünyada. Tırnaklarınla kazdığın taşlardan, duvarlardan okur zaman, çektiğin acının derinliğini. Dünya sadece hava, su, ateş ve topraktan mı oluşmuştur? Hayır! Bunlar sadece sentorların mitolojisi."
...

| Rah-Ka'dan bir pasaj.

Rah-Ka: Kadehler tokuştu

...
"Yoruldum" dedi Hayl, "... az şurada dinleneyim." Rah-Ka da durdu. Gün batıyordu. Yandaki bahçeden konuşmalar geliyordu. "11 ay kaldım ben içeride" dedi bir sentor; kahkaha attı diğerleri, ellerindeki kadehlerden şarap damlarken. Sakalları örülü olan diğeri; "Her canlı aynı sistemdir ve dişiler ile erkekler arasında sadece tek fark vardır; o da dişilerin biraz daha az eril olmasıdır, o kadar" dedi. Diğeri başını salladı iki yana, ve sırıtarak; "Hayır! Hiç bir şey dişi gibi değildir. Vücut hep iyi, temiz şeyler alır, bozarak dışarı atar. Sadece bir kısrak bunun tam tersini yapabilir. Dişilere karşı biraz saygılı olmalısın." Kahkahalar yükseldi yine, kadehler tokuştu.
...

| Rah-ka'dan bir pasaj.

Rah-Ka: Yakamoz avcıları

...
Elleri vardı onların, adeta maddeyi yeniden var eden. Her parmak ayrı bir marifetti. Ve elleri onların her şeyi oldu. Kendilerini, kendi illüzyon gösterilerine kaptırdılar. Yakamoz avcıları onlardı.
...

| Rah-Ka'dan bir pasaj.

Rah-Ka: Varoluşsal temaslar

...
Haraya vardıklarında, toksik bitkilerden yayılan sisin içinden geçirilen atlar metamorfoza hazırlanıyordu. Pholos, Hayl'ı görünce hemen: "Gece çöpe attığım çürümüş üzümleri kafayı bulmak için sen yedin değil mi?" diye sordu. "Evet", dedi Hayl: "... çünkü her şeyin ilk hali güzeldir!" Pholos: "Mankafalı, zavallı birisin sen!" Devam etti Hayl: "Parfüm yerine de hoş kokulu çiçekleri ararım. Her zaman varoluşsal temasları tercih ederim. Böylesi daha güzel." 
...

| Rah-Ka'dan bir pasaj.

Rah-Ka: Yağan gül yaprakları ve alkışlar

...
Korku ve acı rüyalarınıza bile yaklaşmayacak. Bu, tarafımdan sizlere bir taahhüttür!

Yağan gül yaprakları ve alkışlar içinde halkını selamlayarak içeri girdi İmparator. Altın işlemeli asasına dayandı. Silahlar ve orduların durumu hakkında askerlerden bilgi aldı. Bütün komutanlar karşı konulamaz bir güce sahip olduklarından bahsetti, ayrıca alacakları tedbirleri de anlattılar. İmparator memnun bir şekilde tahtına geçti ve her zaman yaptığı gibi uzak diyarlardan gelen iyi niyet elçilerinin ve getirdikleri hediyelerin kabulüne başladı. Egzotik ağaçlardan mamul mücevher işlemeli hazine sandıkları güçlükle taşınarak İmparator'a sunuldu.
...

| Rah-Ka'dan bir pasaj.

Rah-Ka: Evrenin dilini dilin ötesinde ara...

...
Hayl da büyük pencerenin yanında onları izliyordu. Hayl bir dilmaçtı, Hayl hafifmeşrepti. Hayl hamaset bilmezdi lakin. Evrenin dilini dilin ötesinde arayan, yerleşik anlayışları ve baskıları sorgulayan bir kaşifti. Harfsiz cümlelerden bahsederdi, anlaşılmanın dünyanın en kıymetli şeyi olduğunu yıllar önce anlamıştı. İçinde düşünce kasırgaları kopardı. Dışında ise umursamaz, vurdumduymaz ve karmaşık görünümlü bir sentordu. Kısık bir sesle konuştu; Neden hiç bebek sentor olmaz ki?! Pholos, Hayl'a döndü: Bir şey mi dedin? Hiç, dedi. Yok bir şey!
...

|Rah-Ka'dan bir pasaj.

Rah-Ka: Sen kainattan daha uçsuz bucaksızsın

...
“Sen kainattan daha uçsuz bucaksızsın”

En iyi resim çizilmemiştir belki bugüne kadar ancak bugün ben çizeceğim. Tayın adı ne peki? dedi Ressam. Deha, Ressama baktı bir kaç saniye cevap vermedi. Pholos tabağındaki peynir kırıntılarına bakarak, birden atıldı; Rah-Ka olsun mu, biraz ironi katar. Başını salladı, onayladı Deha. Çizerken şairane konuştu Ressam; Alnında küçük bir sakar, ufukları aydınlatan bir kandil. Üç ayağında seki, sanki kehkeşan gezgini. Dudağında beyaz benek, konuşursa aşkı anlatır. Karşısında ise sonsuz zeka, boynundaki asil dövmeyle. Gülümsedi Deha, belli belirsiz.

|Rah-Ka'dan bir pasaj.

Rah-Ka: Varlıklı olanlar en iyileri alır!

...
Alfa Sentori'den ilham alan ve taşa ruh tevdi etmeden imar edilmesi mümkün olmayan dev kuleleri, kabartma sütunları, taş tabletleri, heykelleri, kayalık evleri ve her akımdan taş sanatlarını ilk kez gören tay ürkek ve şaşkındı. Sürüyü satın alma pazarına çektiler. Klandaki sentorlardan çok daha bakımlı olan sentorlar geldi atlar için. Varlıklı olanlar en iyileri alır! Her biri atları inceledi. Pazarlıklar yapıldı ve sürünün neredeyse tamamı satıldı. Ücretler ödendi, imparatorluk mühürleri vuruldu. Tay kalmıştı. Yaralıydı, hiçbir ticari zeka onu almak istemedi. Yüksek bir terastan seyrediyordu bilge Deha, elinde bir thyrsos vardı ve yanında uzun saçlarında çiçeklerden tacı olan Luh. Ve dostları Pholos, omuzlarında nebrisler ile. Küçük bir işaretiyle siyah, yaralı tay satın alındı. Sürüdeki atlar ayrıldı. Belki bu son vedaydı, bir daha asla birbirlerini görmeyeceklerdi. Ya bir ırgat, ya arkaik bir süs ya da sentor olacaklardı. Tay, kalacağı yere götürüldü. Yarası mandrake ile sarıldı. Bir derin gece daha geçirecekti. Ana ve atadan, Beyaz İnci'den uzakta. Dışarıdan Pholos'un sesi sızıyor, elindeki gümüş liriyle şarkı söylüyordu. Çok geçmedi, tay uykuya daldı, daha önce hiç işitmediği notaların dizlerinde.
...

| Rah-Ka'dan bir pasaj.

Rah-Ka: İhtişamın ortasına doğru yürüdü atlar

...
Nal ve kişneme sesleri yankılandı tepelerde. Gösterişli atları sürdüler yine uzaklara. Batıya! Irak diyarlarda bulutların kıyısından acıyla gülümseyen güneş toprağı ısıttı ve yedi renkli kuşağı, sis içindeki kayalığın omuzlarına astı. Yolculuk, yine ufukları doldurdu rüzgarla yarışan toz bulutlarıyla; yağmur yüklü ama yağmayan, içinden sesler fışkıran, kıvılcımlar çıkan. Çölü, vahayı ve lav nehirlerini aştılar. Panteon'un gururlu surlarına yaklaştılar. İzin verildiğinde bevvab, üzerinde ouroboros simgesi olan dev kapıyı açtı. Bezirgan, yorgun sürüyü içeriye yöneltti. İhtişamın ortasına doğru yürüdü atlar.
...

| Rah-Ka'dan bir pasaj.

Rah-Ka: Sana ulaşmak, Sen olmak kadar zor

...
“Sana ulaşmak, 
Sen olmak kadar zor”

Yer uykusundan, göklerdeki gerçeğe uyanışın kıssası bu. Bulutların üstündeki ülkede beşinci mevsimdi. Işık katman katman surların, işlemeli sütunların, terasların, tırabzanların arasından sızıyordu. Harfsiz sesler yankılanıyordu çok yakın, hem çok uzak. Kanatlarıyla yükseldi hemen, pencereden geçti ve içeride durdu. Uzun koridorun ucunda bir sentor silueti yaklaştı. Omuzundan güneş doğuyordu. Korktu. İyice yaklaşınca ayrılıyor gördü. Bir süvari idi, şefkatli bakışlarıyla: "Rah-Ka! Uyan, hakikat sende, âlemlerdeki her şeyin bir parçası sende. Hiç bilmediğin lezzetler var, hiç tatmadığın hazlar... Bunları bineğin kazanamaz. Sürekli fani arzular peşinde yürüme, bu halin aynı dairede dönüp duran merkeplere benziyor. Gerçek yurduna dön, gerçek zamana, benzersiz olana." Su aynasına baktı. Bineğinin üzerindeydi. "Kimim ben?" diye düşündü. Şaşırdı, ürperdi. Ayakları, sandaletleri... Dünyada asla göremeyecekleri şeylerdi. "Hadi uyan, uyan artık!
... 

| Rah-Ka'dan bir pasaj.

20200201

Rah-Ka: Mahzen dolu artık

...
Simsiyah liflerden örülü çadırlarından çıktılar. O, dünya arzusu ve endişesiyle örülü ve üzerilerinde dumanlar tüten. Kaba elleriyle kuyudan su çeken sentor, yaprağa sardığı tütünü ağzından attı, sürüyü karşılamaya koştu. Her at Panteon'dan gelecek egzotik yiyecekler, koruyucu giyecekler, kullanışlı eşyalar ve mücevherat demekti. Kehribar kolyeli dişiler raks ettiler, şarkılar söylediler. At bedeni kadeh, kanı şaraptı. Bambu çitle çevrili ağıldalar, mahzen dolu artık. Pembe hayallerin zamanı geldi. Bolca karanlık... At hırsızlarına karşı ağıl kapısına iki nöbetçi dikti Lider. Yağız tay için olanlar korkunç ve anlamsızdı. İlk defa gördüğü şeylere inanamıyordu, parıldayan yıldızlardan sonra. Yaralanmıştı, Beyaz İnci için durduğunda. Gözlerine yansıyan semadaki ışıkların her biri Beyaz İnci gibiydi. Bir tahtakurusu ninnisiyle derine daldı.
...

| Rah-Ka'dan bir pasaj.

Rah-Ka: Sahilde unutulan inci

...
Yel savurdu güzel, bembeyaz yelesini. Yağız tay da kaybolduğunda bir çığlık attı. Umutsuzca, kısık. Belki annesi geri dönerdi. Hiç kıpırdamadan baktı, bir umut. Yuvasından uzaklarda ışık battı, yakınlaştı yırtıcı hayvan sesleri. Karanlığın kollarında bir kar tanesi. Derin denizlerde keşfedilen ama sahilde unutulan inci. Dizleri kan, yelesi toprak, öylece dondu kaldı. Bir damla gözlerinden, içindeki yıldızlarla birlikte toprağa düştü, sessizce. Sentorlar haykırıyor, nal sesleri yankılanıyordu çıplak tepelerde.
...

| Rah-Ka'dan bir pasaj...