20200414

Everest

Gece, telefonun sesine uyandı Zeyd. Saate baktı; 1:01. Talha'dan bir mesaj gelmişti: "Zeyd, Profesör hava limanına indi; Everest şimdi şehrimizde."

Böyle bir haber beklemiyordu. Profesör en azından bir ay daha Avrupa'da bulunacaktı. Büyük heyecan duydu. Bu sırada açık pencereden odaya davul sesleri giriyordu. Sanki beyninin içinde çalınıyormuş gibi güçlüydü. "Ah, Raci! Ramazan ayında da değiliz ki!" dedi ve birden doğruldu.  Elektrikler yoktu. Karanlıkta toparlanıp, hemen çıkmalıydı. Büyük babasından miras kalan mütevazı evinin merdivenlerinden hızla indi. Sokağa çıktığında ay ışığının geceyi gündüze çevirmiş olduğunu gördü, davul sesleri de dinmişti. Olmadık zamanlarda davuluyla gezinen, mahallenin sevgili meczubu da ortalıkta yoktu. Aracına ulaşmak için köşeyi döndü ama araç yerinde değildi; aslında park halinde veya yürüyen hiç bir araç yoktu. Şaşkınlık içinde bakınırken, bomboş caddenin boğaza bakan ucundan kendisine doğru bir gölgenin yaklaştığını gördü. Dikkatle bakınca gölgenin Raci'ye ait olduğunu anladı. Zeyd de ona doğru yürümeye ve bir yandan da konuşmaya başladı: "Arabamı gördün mü dostum, buralardaydı?" Meczup cevap vermedi. Yakınlaşınca, daha önce onda görülmesi mümkün olmayan bir kılık kıyafet içinde olduğunu fark etti: "Raci, sen ne kadar değişmişsin? Senin hiç böyle güzel giyindiğini, saçlarını tarayıp briyantin kullandığını görmemiştim." Raci biraz durakladıktan sonra: "Zeyd! Ben aslında hep böyleyim. Görmek için ölmek gerek." Zeyd, dostunun ne dediğini anlamadı. Şiddetle ağrıyan başını tutarak: "Tamam, peki arabamı gördün mü? Hani yeşil renkli tosbağa vardı ya! Seninle birçok kez turlamıştık, ha?" Meczup arkasına bakındı, sonra tekrar dönerek "Hala anlamadın mı dostum? Bu dünyada arabaya gerek yok!" Zeyd yine bir şey anlamadı. Raci'yle konuşmaya çalışırken, denizin üzerindeki ufuk çizgisinde, orada olmaması gereken devasa dağı gördü. Meczubun yanından denize doğru yürüdü. Bu daha önce Çin'de gördüğü Everest Dağıydı. Ağzından zorlukla iki kelime döküldü: "Everest... İstanbul'da... !?"
...

| Everest'ten bir pasaj.

Asinerjik Aynalar

Açık arşivdeki son konuşma da bittiğinde İaarum gülerek: "Bu konuşmalar mitolojik Arecibo mesajı kadar meçhul ve anlamsız. Luh gezegenindeki sarhoş olimpiyatlarını izlerken bile daha fazla keyif almıştım."

"Evet" dedi Kuhmanend: "Belki de bu mitsel insana farklı bir yaklaşım tarzı gösterilmeliydi. Fırsat bulabilirsem onunla konuşmak istiyorum. Neyse, şimdilik kendi sorunlarımızla ilgilenelim. Manhalis nerelerde?"

İaarum: "Her döngü içinde beş kez gerçekleştirmiş olduğu safiyane ritüel için kendine bir yer bulmuştur. Dondurulup on asır sonra canlandırılsaydı, Manhalis ile şu ilkel adamı birbirinden ayırt edemezdik herhalde."

Hueha konuyu değiştirmek istedi: "Yaşadığım gezegende asinerjik aynalar adıyla anılan enteresan bir olayı sizlerle paylaşmak istiyorum. Gezegenin iki benzersiz ülkesinin uç sınırlarından bir bölgede ve sınırların her iki kıyı noktasında bulunan ve yaklaşık aynı yükseklikte olan iki dev kule vardı. Birbirlerine benzemelerine rağmen, her ikisinin de kullanım amaçları negatif ve pozitif doğrular kadar farklı tasarlanmıştı. Kulelerden biri canlılar üzerinde kolonileştirme ve genetik müdahaleyle yeniden doğallaştırma üzerinde faaliyetler yürüten bir şirkete, diğeri ise astrofiziğe ait hiç değişmeyen ilk materyallerle ilgili araştırmalar gerçekleştiren bir şirketti. Ünlü bir uzay psikiyatrı, her iki şirket tarafından aynı döneme rastlayan çalışma davetleri alır. İlk önce ..."

İaarum sözü keserek araya girdi: "Sizin şu çocuksu metafizik hikayelerinizden usandım artık! Her olayı metafizikle açıklamayı bir marifet zannediyorsunuz. Jilan yıldız sisteminden ta buralara kadar bizi metafiziksel güçler getirmişti zaten, öyle değil mi!"

Hueha: "Olabilir ama ben öyle düşünmüyordum aslında. Öte alemde de şu anda yaptığın gibi, gerçekleşecek her vakıaya bilimsel bir açıklama getirebileceğini görür gibiyim, hani olmadığını iddia ettiğin alemde."
...

| Vertigo°'dan bir pasaj.

20200411

Aynı varlıklar veya yokluklar

...ve son konuşmayı açtı Kuhmanend;

Profesör: "Biliyor musun Yoo, zihninin sürekli incelendiği hissi pek hoş olmayabilir. İçinde bulunduğun psikolojik hali anlayabiliyorum. Bunu, insanlığın bilimsel mirasına önemli bir katkı olarak düşün. Seninle bir anımı paylaşmak isterim: Geçenlerde kaldığım astral bir hastanedeki odamda yaptığım her şeyin gizli kaldığını düşünüyordum; bornozlu halim de dahil tıp öğrencileri için ders olarak gösterildiğimi öğreninceye dek! Bundan hiç rahatsız olmadım. Atalarımız dünyada iken, yaklaşık olarak senin yaşadığın yıllarda bir dizi gözlemler yapmışlar. Bilim arşivlerimize göre bu gözlemlerde, insanlar uydu görüntülerinden karşılaştırmalı olarak izlenmiş ve kendinden sonraki sosyolojik çalışmalara ilham kaynağı olan Ulusların Karakterleri isimli dev bir çalışma ortaya çıkmış. Senin de şu an içinde bulunduğun olağanüstü halinle, buna benzer bir katkıda bulunabileceğine inanıyorum. Daha nesnel anlatımlarla ilerlemeni rica ediyorum."

Yoo Khann: "Çok yorgun olduğumu hatırlıyorum. Yağmur yağarken evimin penceresinden dışarıyı seyrediyordum. Camdan süzülerek yukarı doğru akan yağmur damlaları gördüğümde hayret ettim. Nasıl yukarı akabilirlerdi? O anda Dr. İnanılmaz, sert bir şekilde omzuma dokundu. Yalnız başıma ve ellerim direksiyonda; sağanak yağmurlar altında hareket halindeki otomobilimin içinde dalmış olduğumu fark ettim..."

Profesör: "Geçeklerle hayalleri karıştırdığını düşünüyorum Yoo Khann!"

Yoo Khann: "Gerçek nedir ki Profesör? Gerçek de, hayal de, rüya da hep bu beynimizdeki aynı varlık veya yokluk değiller mi?"

Profesör odadan çıktı ve: “Tam anlamıyla bir hayal kırıklığı içindeyim. Takıntıları ve hayal gücü çok güçlü olan, bu biyopsikolojik zaman vakıası ile hiç bir bilimsel veri elde edemiyoruz. Bin yaşındaki hayal kırıklığı, başka bir şey değil!”
...

| Vertigo°'dan bir pasaj.

20200410

Bir gezegende kral olun

Café Imanecho'daki içeceklerin üzerinde galaktik patlamalar dolu... Ve bardakların çevresinde dönen bir reklam:

"Gezegen ve uydu mimarlarını işsiz bırakacak bir teklifimiz var; Bir gezegenin değil, yıldızın yörüngesinde otur! Boş verin o sürekli sorun çıkaran yapay gezegen ve uyduları. Size gerçek gezegenler verelim. Uzak yıldızlarda tamamen doğa harikası gezegenler; içinde hazır bulunan sentetik insan halkları ve canlılarıyla birlikte gerçek bir gezegende kral olun."
...

| Vertigo°'dan bir pasaj.

20200408

Paris'te kahvaltı, Venedik'te sanat

Manhalis şaşırmış bir hal içinde sordu; “Neden burada bir yardımcın olmadan tek başına çalışıyorsun?”

İhtiyar, “Yalnızlığı severim, sonucuna da razıyım. Zirvede bir unutulma ve dipte bir gizlenme olmadan tahkik seviyesinde bir yalnızlık da gerçekleşmez” dedi ve dünyada yaşanmış eski bir olayı anlatmaya başladı:

“İnsan ırkı için dünya çağının sonu çok yakınlaşmıştı. Bir çok farklı hastalıklar türedi. İnsanlar birbirlerinden kaçmaya başladılar. Bu hastalıklardan en korkunç olanına yakalananlardan biri de zenginliği dillere destan bir iş insanı olan Rera'ydı. Maddi imkanları, sosyal ve iktisadi bilimlerde ders olacak kadar fazlaydı. Bir gün, karman hattının ötesine geçmenin ya da solaryumun çare olamadığı bir hastalığa yakalandı. Doktorları, artık güneşsiz bir saat bile yaşam sürmesinin mümkün olmadığını ve hayatta kalmak istiyorsa, dünyada sürekli olarak bulutsuz öğle vakitlerinde ve kapalı olmayan alanlarda yaşamak zorunda olduğunu söylediler. Onunla aynı hastalığa tutulanların ölmemek için yapabilecekleri hiç bir şey yoktu ama Rera, zenginliği ile bu amansız hastalıkla savaşabilirdi. Bu nedenle, yaşamak için yirmi dört saatte bir dünya coğrafyasının en güneşli çizgisinde dolaşması ve meteorolojik verileri dikkatle takip etmesi gerekiyordu. Ölümle burun buruna yaşadığından, fizik ile metafizik arasında denge kuramamış insanların yaşadığı anomalileri yaşamaya başladı ve sonunda dünya şehirleri onun için Penrosa merdivenlerine dönüştü. Paris'te kahvaltı, Venedik'te sanat, Rio'da manzara kulağa hoş geliyordu, ama onun için hiç de öyle değildi. Serveti tükenene kadar öylece dakikaları sayarak yaşadı. Eskiden sade bir günahkardı, bu hastalık onu masum bir günahkara dönüştürdü. Son parası da tükendiğinde en sadık hizmetçisi de dahil hiç kimse ona yardım etmedi ve dünyanın en küçük hava limanının kapısında yere yığıldı. Ölürken Rera'nın son cümleleri şunlardı: Keşke biraz daha ömrüm olsaydı ve insanlara ne kadar zengin veya fakir olduklarının bu dünyada hiç bir öneminin olmadığını söyleyebilseydim. Gerçeğin de, hayalin de aynı beynin içinde zuhur eden rüyalar olduğunu anlatabilseydim. Üzerinde güneş batmayan imparatorluğun sadece bu kadar olduğunu gösterebilseydim.
...

| Vertigo°'dan bir pasaj.

Delis Fomesticus

Vertigo°'nun aile yerleşim ünitelerindeki kozmik dairelerin birinde, annesi küçük kızı Barika için uykudan önce masal anlatıyordu. “Sabret, uzayda her an farklı şeyler olur” diyerek söze başladı:

Bir varmış, diğerleri yokmuş... Eba Hir'in kedilerinden bir kediymiş sanki Delis Fomesticus. Mimikleri olan ve rüya görebilen bir kedi; felis domesticusun çılgın haliymiş. Onda akıl varmış, ama fikir yokmuş. Büyük kedilere özenirmiş. Pisikoloji, pistkoloji, miavera ve miavoloji gibi bilgilere sahipmiş. Atina okullarından kaçmış ve bir süre Vas Legas'ta takılmış olsa da aradığı gibi bir sahiple karşılaşmamış, sonunda on dördüncü yaş günündeyken kendini bir tekke kedisi olarak buluvermiş. Başka yerlerde tutunamayanlarla bu kapıda buluşmuş. Genellikle sokak kedileri ve sonra ev kedisi, sosyete kedisi, meczup kedi, uzaylı kedi ve diğerleri; insanın cenneti ya da cehennemi olabilen bütün kediler...  Bahçeye giren misafirlere “Ellerini yıkayayım mı? Patilerimi günde bir çok kez yıkıyorum. Seninkini de yıkasam n'olur?” dermiş; tabi hiç kimse anlamazmış lisanını. Biri müstesna! Tekkenin işleriyle ilgilenen bir genç varmış. Çok farklı biri olduğundan ona İnanılmaz Genç diyorlarmış. Tekkedeki kediler için tasarladığı barınakta onların her ihtiyaçlarını karşılıyormuş. Delis bir gün ayağını incitmiş. İnanılmaz Genç hemen onun yanına gelmiş ve dilinden aldığı tükürüğü sürerek ayağındaki yarayı sarmış. Neden ona inanılmaz dediklerini bir kaç saate ayağındaki acı dindiğinde anlamış. Yine bir gün İnanılmaz Genç, bahçede çalışırken gözlüğünü duvarın üzerinde unutmuş ve Delis, meraklı bakışlarıyla onun gözlüğünden bakınca dünyası değişmiş. Artık Delis'in de fikri varmış. Diğer kedilere onların hiç anlayamayacağı şeyler söylemeye başlamış: “Asırlarca evvel bir taş veya mineral halindeydik. Cansız ve inorganik maddelerdik. Sonra mercan kayalıkları olduk. Sonra da bitki. Şimdi ise  kediler halinde görünüyoruz. Daha ilerisini istemez miydiniz? Mesela bir insan olmak! Bilimsel mışlar ve mişler'den sonra gerçeği de yaşamaya ne dersiniz?” Bu sırada hiç bir kedi onu anlamıyormuş ve kendi hallerinde bakınıp duruyorlarmış. O yine de devam etmiş: “Gök gürültüsü karnınızdaki gürültüden farklıdır. Önceden aslan olmaya özenirdim, şimdiyse şu çalışkan genç gibi olmak istiyorum. Artık büyük kedinin olmadığını ya da olsa da aslında olmadığını anladım ama siz beni hiç anlamıyorsunuz değil mi? Büyük bir metamorfoz geçiriyorum ben, ya da evrim; her neyse adı.” O günün akşamında Delis hastalanarak ölmüş ve İnanılmaz Genç onu bahçenin kıyısında ıssız ve yemyeşil bir yere gömmüş. Aylar sonra yağmurların habercisi olan şiddetli rüzgarların estiği bir günde, kedinin mezarından bebek ağlaması sesleri gelmiş. Genç, koşarak gittiğinde kedinin gömülü olduğu toprağın içinde yeni doğmuş, sağlıklı bir bebeğin olduğunu görmüş. Sonra...”

Kızının uyuduğunu gören anne gülümsedi ve onu pembe rüyalarla baş başa bıraktı.
...

| Vertigo°'dan bir pasaj.

20200402

Dr. İnanılmaz

Mürettebat ile birlikte kafeteryada kozmik çorbalarını yudumlarken, Kuhmanend karşısında asılı duran Feydamid'in antik resmine bakarak: "Uzayda yüzen bu kasaba tam bir anakronizm" dedi. Hueha gülümseyerek cevap verdi: "Aslında anakronizm diye bir şey yok ve her şey her vakıa dilimine ait olabilir. Zaman anlamında geçmiş ve gelecek yoktur, olay ve ilişkiler açısından öncelik ve sonralık vardır." Kısa bir sessizlikten sonra arşivden bir başka konuşmayı açtılar;

Profesör: "Nasılsın Yoo? Daha sağlıklı gördüm seni."
Yoo Khann: "Evet, öyledir."

Profesör: "Geçmişinle ilgili yine bizimle paylaşma cömertliği göstereceğin başka bir anının olduğunu ümit ediyorum."
Yoo Khann: "Zihnimde Dr. İnanılmaz'ın eski zamandan kalan bir diğer konuşması var: Hayat inanılmazdır; varlıkların hepsine yakın olamazsın ancak onları var edene yakın olabilirsin." ...

Kısa süren konuşma bittikten sonra odadan çıkan Profesör, biraz hayal kırıklığına uğramış yüz ifadesi ile: "Yoo Khann'ı mı canlandırdık yoksa onun metafiziksel kahramanı Dr. İnanılmaz'ı mı anlamak güç. Ancak, Yoo'yu eleştirmek için de çok erken. Zamanı dünyadaki zaman gibi algılamadığımızı henüz bilmiyor. Dünyada söylenmiş çok eski bir söz vardır: Hidrojen atomlarına 14 milyar yıl verirseniz bilinç kazanıp kendilerinin nereden geldiğini sorgulamaya başlarlar, diye. Aslında burada önemli olan 14 milyar yıl değil, bu sırada hidrojen atomlarına nelerin katılması gerektiğidir. Zaman göreceli olarak herkes için bir dosyalama sistemi gibi. Bir canlının arkaik zamanı, başkasının son dosyalanan gerçekleri olabilir. Biz buna olay dilimleri diyoruz. Herkesin ayrı ayrı dilimleriyle etkileşimli olan olaya ise şimdiki zaman dilimi diyoruz. Bunu öğrenmesi için bekleyeceğiz."

Hueha yeniden gülümserken bir diğerini açmak üzere arşiv dosyasını kapattı.
...

| Vertigo°'dan bir pasaj.

20200401

Yoo Khann

Kuhmanend, kozmik kafeteryadan Yoo Khann'ın yeniden canlandırılmasından sonraki konuşmalarına ait mediko-arşivleri istedi. Sofradaki arkadaşlarıyla birlikte ilk konuşmayı açtılar. Yoo Khann bembeyaz bir oda ve beyaz kıyafetler içinde yataktaydı. Bir tıp profesyoneli de yanında duruyordu:

Profesör: "Peki, şimdi nasıl hissediyorsun kendini?"
Yoo Khann: "Sanırım daha iyi."

Profesör: "Sormamın sakıncası yoksa, şu anda geçmiş yaşamından ilk neyi hatırladığını öğrenebilir miyiz?"
Yoo Khann, biraz duraklayarak: "Dr. Remillaum'un dersliğindeydim... Ona Dr. İnanılmaz diyorlardı. İlk derste öğrencilerinden her birine ve bana, her sayfasının üzerinde transparan bir kağıdın bulunduğunu daha sonra anlayacağımız bir kitap verdi ve "Bu kitabı inceleyeceğiz ve farklı bir isimde ve bambaşka bir kitap olarak yeniden çıkaracağız" dedi. Bizim meraklı bakışlarımıza karşı da: "Kitabı yeniden çıkarmak sandığınızdan çok daha kısa sürer" dedi. Sonrasını tam olarak hatırlayamıyorum. Sadece dersin sonunda çok şaşırdığımı anımsıyorum...

Vakıa öznesinin zorlandığını düşünen Profesör: "Dilersen sonra devam edebiliriz" dedi.
Yoo Khann: "Dr. İnanılmaz'ın başka sözleri de hafızamda... Şöyleydi galiba: Eflatun da güzel söylemişti; mağaradan çıkınca münevver olur insan. Fakat daha güzeli mağaraya girince de aydınlanabilmekti. Hira'yı unutmak mümkün mü?"
...

| Vertigo°'dan bir pasaj.