Paris'te kahvaltı, Venedik'te sanat


Manhalis şaşırmış bir hal içinde sordu; “Neden burada bir yardımcın olmadan tek başına çalışıyorsun?”

İhtiyar, “Yalnızlığı severim, sonucuna da razıyım. Zirvede bir unutulma ve dipte bir gizlenme olmadan tahkik seviyesinde bir yalnızlık da gerçekleşmez” dedi ve dünyada yaşanmış eski bir olayı anlatmaya başladı:

“İnsan ırkı için dünya çağının sonu çok yakınlaşmıştı. Bir çok farklı hastalıklar türedi. İnsanlar birbirlerinden kaçmaya başladılar. Bu hastalıklardan en korkunç olanına yakalananlardan biri de zenginliği dillere destan bir iş insanı olan Rera'ydı. Maddi imkanları, sosyal ve iktisadi bilimlerde ders olacak kadar fazlaydı. Bir gün, karman hattının ötesine geçmenin ya da solaryumun çare olamadığı bir hastalığa yakalandı. Doktorları, artık güneşsiz bir saat bile yaşam sürmesinin mümkün olmadığını ve hayatta kalmak istiyorsa, dünyada sürekli olarak bulutsuz öğle vakitlerinde ve kapalı olmayan alanlarda yaşamak zorunda olduğunu söylediler. Onunla aynı hastalığa tutulanların ölmemek için yapabilecekleri hiç bir şey yoktu ama Rera, zenginliği ile bu amansız hastalıkla savaşabilirdi. Bu nedenle, yaşamak için yirmi dört saatte bir dünya coğrafyasının en güneşli çizgisinde dolaşması ve meteorolojik verileri dikkatle takip etmesi gerekiyordu. Ölümle burun buruna yaşadığından, fizik ile metafizik arasında denge kuramamış insanların yaşadığı anomalileri yaşamaya başladı ve sonunda dünya şehirleri onun için Penrosa merdivenlerine dönüştü. Paris'te kahvaltı, Venedik'te sanat, Rio'da manzara kulağa hoş geliyordu, ama onun için hiç de öyle değildi. Serveti tükenene kadar öylece dakikaları sayarak yaşadı. Eskiden sade bir günahkardı, bu hastalık onu masum bir günahkara dönüştürdü. Son parası da tükendiğinde en sadık hizmetçisi de dahil hiç kimse ona yardım etmedi ve dünyanın en küçük hava limanının kapısında yere yığıldı. Ölürken Rera'nın son cümleleri şunlardı: Keşke biraz daha ömrüm olsaydı ve insanlara ne kadar zengin veya fakir olduklarının bu dünyada hiç bir öneminin olmadığını söyleyebilseydim. Gerçeğin de, hayalin de aynı beynin içinde zuhur eden rüyalar olduğunu anlatabilseydim. Üzerinde güneş batmayan imparatorluğun sadece bu kadar olduğunu gösterebilseydim.
...

| Vertigo°'dan bir pasaj.
Paylaş:

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme