O ve aynalar

- O ve aynalar -

sessizlik kadar sonsuz olan sesiyle
"ey rabbim! ...baktığım aynalar sensiz 
bilmem, neye yarar?" dedi

onun elindeki damarlar bir delta gibi
dokunduğu deryaya can verir
batıdan doğuya akan nehir
ya da doğudan batıya akanlar
onun elinden dökülür susamış deryalara

"zehr ile şol aş" yenmez mi
gönül aynalarını onaran elden

sanma ki ondandır
zehir senden zahir olur
sabırlı olmama zehri
tevekkül etmeme zehri

birer aynadır insanlar
buğulu ya da kırık
nadiren, berrak sudan öte

çokluk hırsı kırık aynalarda çoğalır
devası, bu deltadan akan kadim sulardır

sonsuza ayna olamıyorsan
sonsuza ayna olana ayna ol
sonsuzla aynı olanla aynı ol

istemem, ömrümü âlâsıyla değişmek
onun gözlerinde yansımaktı en güzeli


Fehmi Yılmaz
Paylaş:

Rah-Ka: Zittavl’i unutunca ölmeye başlar ruh

Ve, sözü hitama erdirdi Taruh:

"Zittavl, inançsızların sabıkalı sözlerinden münezzehtir. Son nefesi verince değil, Zittavl’i unutunca ölmeye başlar ruh. Ruh kamburlaşır, inanç çürürken. En büyük düşüş sırat köprüsündedir. Evet, bir süvari dünyada parmak izi bırakamaz, ama bir sentor da...  Yaratan ve nizam veren Rab, bizden neden vazgeçsin!? O, bize bilmediklerimizi öğretmek ve bizi, bizden önceki iyilerin yoluna iletmek istiyor. Bu dünya hayatı bir illüzyondan ibaret. Harcıalem ise süvariliktir... Varlık alemlerinde en mükemmel birleşimdir. Su ve tuzun karışımı gibi. Varlığın zirvesi; kainat ona atfedilmiştir. Dua edin, yalnız ölüler dua etmez. Ey ebrar! Hâksar olun. Ruhun dalgalanmalarında; söylediklerimi yakında bileceksiniz."
...

| Rah-Ka'dan bir pasaj.
Paylaş:

Rah-Ka: Mahrumiyet toprakları

Rah-Ka ve diğer süvariler gönülden Taruh'u dinliyorlardı:

"Vakta ki Aku Ba, dev taşlar ve koca koca kayaları sırtında taşıyor, istifleyerek zift kokan duvarlar örüyordu. Bilmemek ve unutmak arasındaki fark! O, bu farktan doğdu. Nisyan büyük isyanın başıdır. Eğer, bilmeden başkalaşım geçirseydi, özüne geri dönebilirdi. Unuttuğu, aslında unutmak istediği için sentor oldu. Bilmek vebaldir, unutmamak şiar, usül. 


Dünyaya bağlanma, sadece bir moladır. Asıl mesken ukba, ebediyet yerimiz. Cehennemin yakıtı binekler ve taşlardır. Işıkların kendisine secde ettiği süvariyi öldürdü sentorlar. Onun yerine at-insan karışımı, ukbaya ulaşamayan bir yaratığa dönüşmeyi tercih ettiler. Öte alem esasen ve tamamıyla selamet yurdudur, dünya ise mahrumiyet toprakları... Sentorlar ruhları ile dünyada kalır. Dünya sevgileri onları bırakmaz. Ukbaya hicret edemezler. İşte gayya bu. Süvarilerin durumu ise anne karnındaki ceninin hali gibidir. Zittavl onları öylesine esirger ki nefessiz büyütür, yaşatır on bir ay; on bir dakika yaşayamayacak iken. Fıtrata ne kadar yakın isen o kadar korunur, esirgenirsin."

...

| Rah-Ka'dan bir pasaj.
Paylaş:

Rah-Ka: İlk Ego

Taruh, biraz da hiddetle konuşmaya başladı:

"İlk ego; hakikatte kendine ait olmayanı kendine atfetmek, dünyayı sahiplenerek kendini onda hapsetmek... Bu bir tohumdu. Vesvas ekti, Aku Ba'nın zihnine. Mağaraya girince, yarasa sürüsü dışarı fırladı. Metamorfozu tamamlayıp da sentorlaştığı anda; beyninde gözyaşı yağmurları, yüzünde ise abuk bir kahkaha ile mağaradan çıktı. Mağara girişinde bulduğu bir kaplumbağa kabuğunun içini boşaltarak, üzerine sığır bağırsaklarından yaptığı telleri gerdi ve bir lir meydana getirdi. İlk sentor, başkalaşımı lir çalarak kutluyordu şimdi. Metamorfozdan sonraki ilk tereddütleri, çaldığı lirin notalarıyla beraber uçup gitti. Artık bir barınak yapmalıydı kendisine. Doğanın içinde kaybolmamalıydı, bir farkı olmalıydı artık. Terliyordu ve teri artık tuzluydu. Aku Ba, açtığı çığır ile kendisinden sonra sentor olacaklar için sonu çıkmaz bir tünel kazdı. Sentorlaşma pandemisini o çıkardı. Bu nedenle her başkalaşımda bir payı olacakır.


Biyolojik tatminler tamamlandığında zekanın ve bilmişliğin tatmini, eğlencesi başlar. Metamorfoz biter, kuleler yükselmeye başlar. Kuleler biter, mutantlar çıkar. Sonu gelmez hiç... Aku Ba, anahtarlar verdi Vesvas’a. Süvarilerin manevi genlerinin şifrelerini. Bu şifrelerle yaklaşır, fıtrattan kaçırır her süvariyi, kıyamete dek Vesvas ve yanındakiler. Ömrü kadar olacak uygarlığı her sentorun. Nefs uygarlıkları ölümle biter, ayrı ayrı. Suya bakınca suyu gör, suda sureti görmek değildir süvarilik. Marifet yansımalardan vazgeçip, asıl olana ulaşmak, saf suyu görebilmektir. Narkissos gibi olma, o ve onun gibiler yansımalara tapınırlar."

...

| Rah-Ka'dan bir pasaj.
Paylaş:

Mardibel, Greenland

Çocukluk işte! Gelişen bedenin hücrelerindeki devasa potansiyel, hayalleri de devleştirir. Mardibel, tasarladığım hayali ülkede bir bölgenin adıydı. Ülkenin adı ise, Grönland ile aynı olduğunu sonradan öğreneceğim Greenland'tı; yani Yeşil Ülke. Metafiziğin, fiziksel görünüşü olan büyük bir ada. Sanırım on yaşlarındaydım. O sıralar elime bir atlas alır, uzun süre ülke coğrafyalarını incelerdim. Hayali ülkemi, Pasifik Okyanusu’nun güneyinde konumlandırdım. Haritasını da çıkarmıştım. Sanırım eski Batı Almanya'nın haritasına benziyor :) Bölgelerinin ve şehirlerinin isimleri vardı. Sürrealist bir vatan olunca, her yönden kusursuz olması da çok kolaydı. Eğitim, sağlık, iktisat, sanat, kültür, bilim ve askeri güçte bütün dünyanın en iyisiydi; ve zalimlere bela, mazlum insanlara deva olacak enternasyonal bir politika... Gülünç gelebilir, ama o zamanlarımda benim için o ada sanki gerçekti. Burada yeri gelmişken konuyla alakalı olarak Vertigo°'dan bir alıntı yapmadan geçmek olmaz:

Yoo Khann:
— "Gerçek nedir ki Profesör? Gerçek de, hayal de, rüya da hep bu beynimizdeki aynı varlık veya yokluk değiller mi?"

Benim dünyam da böyle... Düşünce sanatlarının, dövüş sanatlarından üstün olduğunu biliyorum. Belki de bu nedenle - kendi çapımda - en iyi yaptığım şey olan düşünmeyi ve hayal kurmayı (ki hayal kurmakla hayal dünyasında yaşamak farklı şeylerdir) bırakamadım. Orada her şey masum. Her şey yolunda; distopya da ütopya da.

Fehmi Yılmaz

Harita: https://pin.it/5zrWTR7
Paylaş:

Rah-Ka: Oysa, biz sizin içinizdeyiz

"Bineğin ancak dört mevsim yaşayabilir, ya sen?"

Beyaz İnci'nin de sentorlaştırılacağını düşündü Rah-Ka. Sentor olmak için ve onu kurtardıktan sonra yeniden birlikte süvari olabileceklerini umut ederek, Taruh'la beraber daha önce Vesvas ve Karaltı ile görüştüğü Elula Dağı'ndaki Anyoye'ye koştu. Engellemek isteyeceğini düşündüğü Taruh'a haber vermedi. "Bir kere onu terk ettim geride. Bir daha bu olmayacak" dedi.

Rah-Ka, ıssız Anyoye'de bir gün kadar gezindi. "Sadece ben istersem sentor olurum, onlar istedi diye değil" diye tekrar edip duruyordu. Sonra biraz daldı. Gece, geldiler. Yıldızlar ve ayın ışığı derin karanlığı iflah etmiyor. Bir çıtırtıya uyandı, irkilerek; gözleri yangın ikili... Fakat bu sefer, Karaltı'nın önceki halinden eser yoktu. Ayağa kalktı ve Vesvas'a dedi ki, "Onu senin yanında daha önce de gördüm. İticiydi. Şimdi neden böyle, n'oldu ona?"

"O değişmedi Rah-Ka, ona bir şey de olmadı; ancak sana olmak üzere. Önceki karşılaşmanızda senden umudu yoktu, şimdi var. Sen bize yaklaşıyorsun. Çünkü, kim neyi isterse ve her nerede olursa olsun ona istediği şey yakınlaştırılır. Siz gibilerin sorunu ne biliyor musun Rah-Ka? Bizim, sizin karşınızda olduğumuzu zannediyorsunuz. Oysa, biz sizin içinizdeyiz. Damarlarınızdaki gezginiz."
...

| Rah-Ka'dan bir pasaj.
Paylaş:

Rah-Ka: Kelimeler de başkalaşır

"Kelimelerin ruhları anlamlarıdır. 
Anlamı yitirince kelimeler de başkalaşır."

Taruh, Rah-Ka'ya; bir hakikati öğrenmek için onun zıddıyla da tanışması gerektiğini, söyledi ve birlikte Elula Dağı'na çıktılar. Anyoye mevkisine vardıklarında gün batımı muhteşemdi. Sisli bir tepede, tavanı çökmüş çok eski bir ziguratın içine girdiler. Masa şeklinde kesilmiş bir ağaç gövdesini, yosun ve sarmaşıklar sarmıştı. Masanın üzerinde ise kökleriyle masaya tutunmaya çalışan, yaprakları dökülmüş bir bonzai vardı. Belki ilk sentor burada yaşamıştı bir zamanlar, kim bilir?

Orada Adonis suretindeki Vesvas ve tanımlanması güç bir varlık olan Karaltı ile karşılaştılar. Rah-Ka onu görünce irkildi. Kapkara bir şeydi ve üzerinden haki renkli irin akıyordu, toprağa damlayan. Vesvas söze başlayarak Panteon'u andı ve "Ben çok zaman önce içinizden birinin beynine başkalaşımı fısıldamıştım, bugün ise çıraklar ustayı geçtiler" dedi. Daha sonra "Sen!" dedi Taruh'a, "...benimle aynısın. İkimiz de Tanrı'dan birer parça değil miyiz?"

"Hayır!" dedi Taruh, "...Zat ile sıfatları ayırt edemiyorsun hala. Ben O'nun rahmetindenim, sen ise gazabından. Su ile ateş bir olmaz." Rah-Ka, Vesvas'ın yanındaki Karaltı'dan ürküyordu. Vesvas, Rah-Ka'ya "Karaltı'dan korkuyor musun yoksa?" diye sordu. Taruh'a baktı Rah-Ka. Onun bakışları da tedirgindi, konuşmadı. Vesvas şöyle devam etti; "Çok yakında ona karşı hislerin değişecek, senin için bir kapı olacak." Pek de uzun olmayan konuşmasının arasında Vesvas, Rah-Ka'ya, inancı çelen sorularından birini sordu. Kendisini kastederek; "Başlangıcı olan bir yaşama, sonsuz azap reva mıdır Rah-Ka?" Yine Taruh'a baktı, acı içinde. Taruh bu kez cevap verdi; "Zittavl'in bize öğrettiklerinden başka bizim için ilim ne mümkün! O'dur alim ve hakim, şüphesiz." Vesvas sırıttı, istihza ile.
...

| Rah-Ka'dan bir pasaj.
Paylaş:

Lathrippa'dan da güzel

Lathrippa'dan da güzel...

Gülden bahçelerinde “ebedî metinler” okunan
Yarımadada tam bir şehir /
Yürüyen cenneti misafir eden 
Işık kentler içinde en son harap olacak şehir /
Betonların sardığı kutsal ev için kanayan
Göksel seslerin yükseldiği şehir /

İki dağın arasında mahrem kılınan
Yaşanası ve topraklarında ölünesi şehir / 
İnsan medeniyetlerinin ulaştığı zirveye mekan 
Soğuk nehrin, yağmurla birleştiği şehir / 
Hayaller süsleyen kentler arasında unutulan 
Ezelî kelam ile gönlü fethedilmiş şehir / 

Yeryüzündeki her kentin ülkesinden kurtularak 
Omzuna baş koyup ağladığı şehir / 
Ve, dünya başkentlerine mektuplar gönderen
Gezegeni güzelleştiren şehir / 

Medine... Lathrippa'dan da güzel şehir 

Fehmi Yılmaz
Paylaş: