20200924

Berk ve Barika

... Manhalis, Vertigo°'nun otantik koridorlarında yürüyordu. Bir kesişim noktasında durakladı. Yeniden Radruum ile irtibata geçmek istedi, ancak ulaşamadı. Bu sırada yanındaki masal dükkanının önünde ilginç kozmik kıyafetleri ile çocuklar, insansı robottan çok eski bir hikaye dinliyorlardı. Kulağı onlara takıldı. Bilge ihtiyarlara benzeyen, elinde ahşap asası ile de ara sıra öksüren bu android ne kadar da gerçekçiydi; 

"Evvel zaman içinde iki kardeş; Berk, Barika ve kedileri Delis gizemli bir ormanın içinde uyanmışlar. Nereden geldiklerini ve nereye gitmeleri gerektiğini hiç hatırlamıyorlarmış. Etraflarına bakınırken kendileriyle konuşabilen ve çıkış yolunu bilen rengarenk bir papağan görmüşler. Ormanın derinliklerinde rehber papağan ile ilerledikleri sırada şiddetli yağmurlar başlamış. İzledikleri kuşu da kaybetmişler. Korkunç gök gürültülerine neden olan şimşeklerin ışığı ile yolu takip etmeye çalışıyorlarmış. Aniden her yer aydınlanmış ve Berk'in üzerine yıldırım düşmüş. Barika kardeşinin öldüğünü düşünerek ağlamaya başlamış. Ancak enerjinin çoğu ayaklarından toprağa geçen Berk, zorlukla da olsa ayağa kalkabilmiş. Üzerinden su buharları yükseliyormuş. Sırtında yanık izleri oluşmuş. Bir kaç saniye ayakta durabilen Berk yere yığılmış. Barika, kardeşini kuytu bir köşeye taşımış. Sabaha kadar orada kalmışlar. Gün doğduğunda Berk usulca gözlerini açmış. Yeniden yola koyulmuşlar, ormandan bir an önce çıkmak istiyorlarmış. Ormanın kıyısına ulaştıklarında karşılarına insan yapımı bir yer çıkmış. Burası çağlar ötesinden gelen, eski mi eski bir köşkmüş. Bahçesinde...

O sırada aradığı arkadaşını gördü Manhalis, hızlı adımlarıyla soldaki koridora girdi. 

... 

| Vertigo°'dan bir pasaj.

20200915

Güneşin Battığı Yer

Batı, coğrafi açıdan tropikal kuşak sınırlarında güneşin battığı yerlerdir. Felsefi yönden ise başlangıcı Antik Yunan ve Antik Roma'ya uzanan Avrupa'ya ve sonrasında Amerika'ya, kolonyal faaliyetleri sonucunda da küresel boyutlara ulaşan bir düşüncedir. 

Bu düşünce sistemi felsefe, din, sanat ve kültür içerikli ortak bir dünya görüşüne sahip milletlerin oluşturduğu medeniyettir. Sistem iki temel sütun üzerinde bina edilmiştir; Hristiyanlık ve Eski Yunan. 

Modernizm, Noel Baba, Hollywood, olimpiyatlar, kolonyalizm ve küreselleşme gibi pek çok kavram Batılı fenomenlerdendir. Bunları yaşamlarında  benimseyen insanlar, coğrafi olmasa da zihinsel seviyede Batılı sistemin parçalarıdırlar ve bütün bu insanların ait oldukları üst ülke, güneşin battığı yerdir.

20200914

Edebiyat Akımları

Değişen insan edebiyattaki değişimin asıl dinamiğidir. Edebiyat akımları ise bu değişimin en somut manzaraları sayılır. 

Belli bir dünya görüşü, güzellik, sanat ve edebiyat anlayışı alanında buluşan insanlar, edebiyat akımı (ecole / ekol, movement / hareket, school / okul) oluşturabilir. Bu, aslında edebiyat ve daha geniş bir bakış açısıyla sanata kolektif anlamlar yükleme çalışmasıdır. 

Edebiyat akımları beraberinde edebiyat kuramı, edebiyat eleştirisi, edebiyat tarihi ve edebiyat sosyolojisini de getirir. Çünkü edebiyat akımının edebiyata dair sorulara verdiği cevapların oluşturduğu düşünce ve değerler, eleştirmenler tarafından herhangi bir eserin değerlendirilmesinde eleştirel kriterler olarak kullanılmış (klasik eleştiri, romantik eleştiri, realist eleştiri, ...vb), bugün ve yarın da kullanılabilir. 

Edebiyat kuramı ve eleştirisi, dünden bugüne büyük ölçüde edebiyat akımlarının birikimleri üzerine bina edilmiştir. Edebiyat akımı mensupları zamanla farklı akımlara katılabilir / kapılabilir, bulundukları akımlarla devam ederken başka akımlarla da bağ kurabilirler.

20200913

Edeb-i Edebiyat

Arapça kökenli ve başlangıcında davet anlamı taşıyan, zamanla farklılaşarak sözlük anlamında iyi huy ve ahlâk, terim anlamında ise söz ve yazıda yanlış yapmamak halini alan edeb sözcüğünden gelen edebiyat kavramı, Tanzimat döneminde Fransızca yazın manasındaki littérature kelimesinin karşılığı olarak türetilmiştir. Tanzimat yıllarına kadar Türkçede manzum edebî metinler için şiir, mensur edebî metinler içinse inşâ sözcükleri görülür. Yeni haliyle ilk kez, İbrahim Şinâsî tarafından fenn-i edeb olarak kullanılmıştır. 

Dille gerçekleştirilen güzel sanat ve bu sanat üzerine yapılan her türlü bilimsel araştırma, inceleme, değerlendirme ve eğitim-öğretim faaliyetleri anlamlarına gelen edebiyat sanatı, en eski ve en yaygın sanat türlerindendir. 

Edebiyatın neliği ile ilgili söylenmiş birçok söz vardır. Gürsel Aytaç: "Edebiyat malzemesi dil, kaynağı yaşantılar ve hayal gücü olan bir kreatiflik, başka bir deyişle sanat dalıdır." İnci Aral: "Edebiyat savunma değil, tanıklıktır." Fernando Pessoa: "Bütün sanatlar gibi edebiyat da hayatın yetmediğinin itirafıdır." Friedrich Nietzsche: "Bir ülkede edebiyat ve sanattan çok siyaset konuşuluyorsa, o ülke üçüncü sınıf bir ülkedir.

Edebî bir eser üç temel unsuru haizdir: İçerik, dil ve yapı. 

İçerik: Nice ruh ve beyin sancılarının eseri olan ve sonu gelmeyen yorumlara kapı açan kurgusal dünya. Dil: İçeriğin estetik hazza ulaştıracak, en güzel ve en etkili bir biçimde sunulması görevini üstlenir. Yapı: İçerik ve dil ikilisinin ferdi ve özgün haritalanmasından teşekkül eder. Bu üç temel unsurdan başka bir de dördüncü unsur olarak Üslup vardır. Ancak üslup, diğer üç unsur gibi bağımsız değil, söz konusu üç unsurun birlik, bütünlük, çok yönlü ilişkileri ve edebî sentezinden oluşur. Edebiyat bu unsurlardan meydana gelen karmaşık fakat estetik bir terkiptir. 

Edebiyat eseri öznel / bireysel yapıttır. Ancak, sanatkâr hitap ettiği toplumun bir parçası / bireyi olduğundan etkisi altındadır. Edebiyat eseri kültürel bir değerdir. Kültürel unsurları ihata eder. Ayrıca yazınsal yönüyle kültür köprüsü olur. Toplumsal hafızayı taşıyıcıdır. 

Edebî eserlerde imgesel bir anlatım vardır. İmgesel anlatımlarda da öznellik yoğundur. Bu nedenle edebî metinleri yorumlarken herkesin farklı şeyler söylemesi beklenir. Bu da edebî metinlerin en önemli sanatsal özelliğidir. 

Edebiyatın varlık sebebi dildir. Dilin gelişmesinde büyük rol oynar. Dilin gelişmesi de edebiyatı olumlu etkiler. Bir dil sanatı olan edebiyat, malzemesi bakımından millî bir sanattır. Edebî eserin incelenmesi açısından da, edebiyat sosyal bilimlere dahil edilir.



20200911

Sözden ziyade sükuta yakın

... 
Vakit kaybetmeden ihtiyar mezar ustasının adresine gittiler. Ona selam verdiler ve: 

- Senin, eskiden Dr. İnanılmaz ile karşılaştığını öğrendik. Biz uzun yıllardır onu arıyoruz. İpuçlarına ihtiyacımız var. Onunla karşılaşmanı anlatır mısın? 

Yaşlı adam öksürdü, nefes almakta zorlanıyordu. Yine de onun hatırlatılmasına memnun olmuş, adını duyunca belli belirsiz gülümsemişti. Duraksayarak konuşmaya başladı: 

- Çok uzun zaman önceydi. Ancak unutulmamayı hak eden biri o. Tamamen dolu bir kumbara ile gelip, benden kendisi için bir mezar yapmamı istemişti. Henüz dokuz veya on yaşlarında ay yüzlü bir çocuktu. Şaşırmıştım. Ebeveyni olup olmadığını ve neden böyle bir şey istediğini sormuştum. "Senin mezarını yapmaya benim ömrüm yetmez" demiştim. Ayrıntıları hatırlamıyorum ancak onun bu davranışına neden olan durumu anlatmasını istedim. Oysa konuşmak istemedi, ancak ısrarlarımdan sonra ezber olmayan ve çocuk düşünce dünyasına göre anomali gibi duran şu sözleri söylemişti: 

"Çok azı hariç insanlar uykudadır. Rüyalar aleminde yaşarlar. Bense gerçeği görmeyi istedim. Ancak, filozof ve teologlardan uzağım. Felsefeciler sözleriyle hakikatin üzerine bir perde çekerler. Teologlar ise hakikatin üzerine kapkara iki perde çekerler. Kendi hakikatlerini hakkın hakikati diye dayatırlar. Halbuki hakikat sözden ziyade sükuta yakındır. 

İnsanların hakka ulaşmaları gerçek anlamda mümkün değildir. Hakkın insandaki izlerinden başka, insanın hakka dair bir bilgisi de yoktur. 

Babam yalnız kalmayı istedi. Bu yüzden onun misanthropic olduğunu sandılar. Halbuki o insanları severdi. Ne var ki, başta annem olmak üzere sevdiklerinin çoğunu toprağa vermişti. 

Yaş ilerledikçe toprağı daha çok sevmeye başlarsın. Çünkü, çoğu sevdiğin ondadır. Toprağı seven babam, bahçıvan oldu. Sevdiklerinin mekanlarını güllerle süsledi ve orada her şeye hak ettiğini verdi. Gül yetiştirir, zararlı bitkileri temizlerdi." 

Sonra bana: 
- Anlaştıysak şimdi çıkmam gerekiyor. Dedemin ilaçlarını hazırlamalıyım, 
dedi ve çıktı gitti. 

Bu görüşmemiz ilk ve sondu. Onu daha sonra bulamadım. Ondan geriye kalan, içimde bıraktığı tanımlayamadığım acı bir özlemdi. İnanılmaz bir çocuktu o. Sanki öz oğlumu kaybetmiş gibiydim.
... 

| La Ceberumena'dan bir pasaj.

20200907

Vahadaki Su

Bir fecr vaktinde kâinat uyurken, mutlak tekilliğin varlıklar atlası vahadaki berrak suya yansıdı. Lahut, ceberut, melekut ve nasut âlemleri... O, tekil gerçekliğin Şaheseri oldu. Evrendeki şeyler ise diğer eserleri. 

Ne ondan önce, ne de ondan sonra bu kadar saf ve böylesine kusursuz bir yansıma yoktu. Saflığı her şeyden onda bir parça olması, kusursuzluğu ise her bakıştaki farklılığıydı. Hem inikâs hem insibağ; büyük resim değil, en büyük resimdi. Onda âlemler ve makamlar seyredilirdi. Doğudan gelen ebrû, onu taklit etti sonsuza dek. 

Herkes gemisinde kendi denizi kadar yükselir. Bir insihal ile yolu bu suya çıkanın ise gemisi deniz olur. Çünkü, varlıklar atlası onundur. 

| La Ceberumena'dan bir pasaj...