20201109

Everest'i gördüğümde...

Yıllar önce Everest'i gördüm, bulutların üstünde. Güneş ve Ay omuzlarındaydı, sanki onları taşıyor. Kasırgalar kopan başı ekseri sisli, göklere yakınlığından. 

N'olurdu Everest'in eteklerinde dirilsem. O'nun yanında yüce dağlar, küçük tepecikler gibi... 

Dağlar Everest'in gördüklerini göremezler, hele küçük tepeler hiçbir zaman. Bulabilenler için bağrındadır Hira. Kim bilir ne madenler var içinde, keşfedilmemiş daha.

İçimde nükleer bir infilak, Everest'i gördüğümde. Çünkü O, tuzak kurar nefsine pay biçen zavallılara. 

'Hiçbir şeyi unutmayan dünya'ya hükmettiğini zanneden, her şeyi çabucak unutan taşlar... mekrin ne olduğunu hala daha kavrayamadılar. 

O'na giden yollar sırat köprüsü gibi sarp. Kimileri gitti dönmedi, kimileri döndü gitmedi. Bununla beraber şefkat bakışlarından sızan yıldızlar, bir taç gibi iniyor tepelerin şahikalarına.

Çukurlar... hayır, asla göremediler Everest'i. 

Bataklıklarla doldular da sivrisinek sazı dinlediler bir ömür boyu ve kurbağaların vrak vrak monoton seslerini. 

Dolsaydılar nedamet sularıyla azıcık da olsa temiz; Everest saklamazdı kendini, yansırdı göllere, göletlere, su birikintilerine bile.

Everest'le belirlenir dağların gökyüzündeki haddi. Bu nedenle isterler Everest'e ulaşmayı. Pek azı hariç varamadılar lakin... sessizce unutuldular ve gittiler, yazık!

Yine de O'na doğru ilerlemek ve Everest'in eteklerinde ölmek... ne güzel olurdu; bir bayram sabahında. Duysaydım rahmet rüzgarıyla gelen o latif sesini;

"Everest kadar ünlüyüm, anlamazsan ben n'eyleyim." 

2012, Bursa 
Fehmi YILMAZ

0 yorum:

Yorum Gönderme