Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Mayıs, 2021 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Yanarak tükenen bir masal

... Taruh: "İnandığın gerçek pay, tutkuların ise paydadır. Tutkuların arttıkça inancındaki hakikat azalır. Kendini bulamazsan sana ait olduğunu sandığın hiçbir şey senin olmaz; kendini bulursan bildiğin ve bilmediğin her şey senin olur. Huzuru hep mükemmellikte arama. Her yerdedir ama sadece özel özneler onu bulur. Unutma! Saman alevleriyle ışıldayan dünya, yanarak tükenen bir masaldır." ... |Rah-Ka'dan bir pasaj.

Geçici yaşamdan sonsuzluğa sızan

... Taruh konuşmaya devam ettti: " Bir ayraç olmalı bizi bu dünyadan ayıran. Geçici yaşamdan sonsuzluğa sızan. Bir yol olmalı yürüdüğümüz, varlığımızın sebebine çıkan. Bulutların seyahatine şahittir gözler, ya dağların? Dünyasını tasarlarken esirgeyen Yaratıcı'nın olmadığı mekanlar var eden, aslında cehennemde bağışlayan Yaratıcı'nın olmadığı mekanını tasarlamaktadır. Ukba yurdunu kendisi tasarlar. İmdadını kimseye duyuramaz kendinden gayrı. Çünkü tasarladığı mekanda kendisinden başkasına yer vermez. Seslenen odur, duyan da tek o. Kimse yoktur. Yalnız kendisi, egosu ve aynadaki sureti. Dünyada tasarladığı gibi kusursuz. Cehennem bu nedenle acı çekilen yer değildir, acı çekeni kimsenin duymadığı yerdir. " ... | Rah-Ka'dan bir pasaj.

Kınından çıkan bir kılıçsın şimdi

 ... "Toprağı dirilten yağmurlar, senin içindeki gökyüzünden yağar."  Ölmeden önce ölünce sen, kâinatın her yerinde doğdun. Güneş, su içen karıncalar kadar sessiz batıyor; Panteon da yokluğa doğru evriliyor. Miras olarak bir sekel bıraktılar geriye doğada. Tepelerde yankılanan lir sesleri sustu. Sıcacık bacalar buz kesti şimdi. Hayallerin heyelanı, düşlerin düşüşü. Hayl, ölen Rah-Ka'nın gözlerini kapatırken şöyle diyordu; "Kınından çıkan bir kılıçsın şimdi." Hakikat değişmedi, zamanlar değişti.  ...  | Rah-Ka'dan bir pasaj.

Yörüngeler Çağı

“ Sınırsız güneş, sınırsız gezegen! ” Dünya çağlarından sonra insan ırkı galaksinin sınır uçlarına kadar yaklaştı. Ötegezegenlere yerleşmeyi sağlayan uzay teknolojileriyle birlikte artık yörüngeler çağı başlamıştı. Dünya sorunlarından olan aşırı nüfus artışı, iklim değişikliği ve yetersiz doğal kaynakların neden olduğu kaygılar, yerini biyolojik ölümsüzlüğü aramaya bıraktı. Yörünge değiştirebilen yapay uydu endüstrileri ile de insanlık küresel yaşamdan evrensel yaşama geçti.  Yörüngeler çağında üretilen ilk uydulardan biri de eski ve küçük bir uzay kasabası olan Vertigo°. Bir gaz devinin yörüngesine oturan bu metal küre, uzun zamandır uydu emlakçılığının gözdesi olmaktan çıktı. Nadiren hurda uydu tüccarlarından teklifler alıyor olsa da, uzaya yaydığı meta-frekans reklamlarıyla nüfusunu ve dolayısıyla da ömrünü uzatmaya çalışıyor:  “Hey! Bu Vertigo°’nun sesi. Sizi uzayda bir atom kadar küçük ancak en az onun kadar etkili bir yaşam platformunun vatandaşı olmaya davet etmekten gurur duyuy

Café Imanecho

Asteroid kuşağı ile talihsiz bir temastan hasarla kurtulan kozmik nakliye gemisi, zorunlu ikmal ihtiyacı için Vertigo°’ya yanaştı. Uzayın belki de en eski metal gezgini olan Vertigo°, uzaklardan gelen altı mürettebatlı misafirini ağırlayacaktı. Bu küre kasabanın tasarımını ilk görenler, neden yenilenmediğini sorar ve: "Bu yorgun uydunun bir nostalji tutkusunun eseri olduğunu" öğrenirlerdi. Uydu kasabanın en önemli özelliği de zaten buydu; eski olmak. Ziyaretçilerin çoğu ise içindeki Imanecho'yu merak ediyordu; galaksinin en otantik ve en ünlü kozmik kafeteryasını.  Radruum kapının üstündeki tabelayı görünce: “Ben bir yankıyım mı?! Nasıl bir isimdir bu böyle? Yankı olma, ses ol!” dedi kendi kendine. Manhalis ise belli belirsiz gülümseyerek: “Kimin sesinin yankısı olduğuna bakar o!” dedi. Nakliye gemisinin mürettebatı içeriye girdiğinde, dünyalı modernitenin batan devasa gemi için yaktığı ağıt “My heart will go on” yankılanıyordu kafeteryada. Yer minderlerine oturdular, ant

Yoo Khann

Kuhmanend, kozmik kafeteryadan Yoo Khann'ın yeniden canlandırılmasından sonraki konuşmalarına ait mediko-arşivleri istedi. Sofradaki arkadaşlarıyla birlikte ilk konuşmayı açtılar. Yoo Khann bembeyaz bir oda ve beyaz kıyafetler içinde yataktaydı. Bir tıp profesyoneli de yanında duruyordu:  Profesör: "Peki, şimdi nasıl hissediyorsun kendini?" Yoo Khann: "Sanırım daha iyi."  Profesör: "Sormamın sakıncası yoksa, şu anda geçmiş yaşamından ilk neyi hatırladığını öğrenebilir miyiz?" Yoo Khann, biraz duraklayarak: "Dr. Remillaum'un dersliğindeydim... Ona Dr. İnanılmaz diyorlardı. İlk derste öğrencilerinden her birine ve bana, her sayfasının üzerinde transparan bir kağıdın bulunduğunu daha sonra anlayacağımız bir kitap verdi ve "Bu kitabı inceleyeceğiz ve farklı bir isimde ve bambaşka bir kitap olarak yeniden çıkaracağız" dedi. Bizim meraklı bakışlarımıza karşı da: "Kitabı yeniden çıkarmak sandığınızdan çok daha kısa sürer" dedi. So

Kapının arkasındakiler...

Manhalis, arkadaşlarını kafeteryada bırakarak Radruum'u aramaya başladı. Yeniden canlandırılan arkaik insan Yoo Khann nedeniyle olsa gerek Vertigo° kalabalık görünüyordu. İnsanlar nostaljik zamanların bilinmeyen yönlerini data şeklinde değil de hissederek keşfetmek istiyor olmalıydı. Bu eski, hatta hurda uydudaki yoğunluğun başka bir açıklaması yoktu çünkü.  Vertigo°'nun en ücra köşesine vardığını, çıkmaz koridorun sonunu görünce anlayan Manhalis geri döneceği sırada ilginç bir kapı gördü. Mekanda bir anomali gibi görünüyordu. "Madem uzayın bilinen en sıra dışı yerinde misafirsin, bu kapının arkasındakileri de görmeden ayrılmak olmaz" dedi kendince. Kapının açılması için herhangi bir yardımcı yoktu. Bekledi, sonunda elini sürdüğünde yavaşça açıldı; uzunca bir uykudan uyanan gözler gibi. Burası bir atölyeydi. Mitolojik kitaplardan bir alıntı kadar eskiye benziyordu. İçeride ihtiyar bir adam çalışıyordu. "Hoş geldin!" dedi. Bir kaç adım attı, yaklaştı ihtiyara

Dr. İnanılmaz

Mürettebat ile birlikte kafeteryada kozmik çorbalarını yudumlarken, Kuhmanend karşısında asılı duran Feydamid'in antik resmine bakarak: "Uzayda yüzen bu kasaba tam bir anakronizm" dedi. Hueha gülümseyerek cevap verdi: "Aslında anakronizm diye bir şey yok ve her şey her vakıa dilimine ait olabilir. Zaman anlamında geçmiş ve gelecek yoktur, olay ve ilişkiler açısından öncelik ve sonralık vardır." Kısa bir sessizlikten sonra arşivden bir başka konuşmayı açtılar;  Profesör: "Nasılsın Yoo? Daha sağlıklı gördüm seni." Yoo Khann: "Evet, öyledir."  Profesör: "Geçmişinle ilgili yine bizimle paylaşma cömertliği göstereceğin başka bir anının olduğunu ümit ediyorum." Yoo Khann: "Zihnimde Dr. İnanılmaz'ın eski zamandan kalan bir diğer konuşması var: Hayat inanılmazdır; varlıkların hepsine yakın olamazsın ancak onları var edene yakın olabilirsin." ...  Kısa süren konuşma bittikten sonra odadan çıkan Profesör, biraz hayal kırıklığına

Bir gezegende kral olun

Café Imanecho'daki içeceklerin üzerinde galaktik patlamalar dolu... Ve bardakların çevresinde dönen bir reklam: "Gezegen ve uydu mimarlarını işsiz bırakacak bir teklifimiz var; Bir gezegenin değil, yıldızın yörüngesinde otur! Boş verin o sürekli sorun çıkaran yapay gezegen ve uyduları. Size gerçek gezegenler verelim. Uzak yıldızlarda tamamen doğa harikası gezegenler; içinde hazır bulunan sentetik insan halkları ve canlılarıyla birlikte gerçek bir gezegende kral olun."  ... | Vertigo°'dan bir pasaj.

Paris'te kahvaltı, Venedik'te sanat

Manhalis şaşırmış bir hal içinde sordu; “Neden burada bir yardımcın olmadan tek başına çalışıyorsun?”  İhtiyar, “Yalnızlığı severim, sonucuna da razıyım. Zirvede bir unutulma ve dipte bir gizlenme olmadan tahkik seviyesinde bir yalnızlık da gerçekleşmez” dedi ve dünyada yaşanmış eski bir olayı anlatmaya başladı:  “İnsan ırkı için dünya çağının sonu çok yakınlaşmıştı. Bir çok farklı hastalıklar türedi. İnsanlar birbirlerinden kaçmaya başladılar. Bu hastalıklardan en korkunç olanına yakalananlardan biri de zenginliği dillere destan bir iş insanı olan Rera'ydı. Maddi imkanları, sosyal ve iktisadi bilimlerde ders olacak kadar fazlaydı. Bir gün, karman hattının ötesine geçmenin ya da solaryumun çare olamadığı bir hastalığa yakalandı. Doktorları, artık güneşsiz bir saat bile yaşam sürmesinin mümkün olmadığını ve hayatta kalmak istiyorsa, dünyada sürekli olarak bulutsuz öğle vakitlerinde ve kapalı olmayan alanlarda yaşamak zorunda olduğunu söylediler. Onunla aynı hastalığa tutulanların öl

Aynı varlıklar veya yokluklar

 ...ve son konuşmayı açtı Kuhmanend;  Profesör: "Biliyor musun Yoo, zihninin sürekli incelendiği hissi pek hoş olmayabilir. İçinde bulunduğun psikolojik hali anlayabiliyorum. Bunu, insanlığın bilimsel mirasına önemli bir katkı olarak düşün. Seninle bir anımı paylaşmak isterim: Geçenlerde kaldığım astral bir hastanedeki odamda yaptığım her şeyin gizli kaldığını düşünüyordum; bornozlu halim de dahil tıp öğrencileri için ders olarak gösterildiğimi öğreninceye dek! Bundan hiç rahatsız olmadım. Atalarımız dünyada iken, yaklaşık olarak senin yaşadığın yıllarda bir dizi gözlemler yapmışlar. Bilim arşivlerimize göre bu gözlemlerde, insanlar uydu görüntülerinden karşılaştırmalı olarak izlenmiş ve kendinden sonraki sosyolojik çalışmalara ilham kaynağı olan Ulusların Karakterleri isimli dev bir çalışma ortaya çıkmış. Senin de şu an içinde bulunduğun olağanüstü halinle, buna benzer bir katkıda bulunabileceğine inanıyorum. Daha nesnel anlatımlarla ilerlemeni rica ediyorum."  Yoo Khann: &q

Asinerjik Aynalar

Açık arşivdeki son konuşma da bittiğinde İaarum gülerek: "Bu konuşmalar mitolojik Arecibo mesajı kadar meçhul ve anlamsız. Luh gezegenindeki sarhoş olimpiyatlarını izlerken bile daha fazla keyif almıştım."  "Evet" dedi Kuhmanend: "Belki de bu mitsel insana farklı bir yaklaşım tarzı gösterilmeliydi. Fırsat bulabilirsem onunla konuşmak istiyorum. Neyse, şimdilik kendi sorunlarımızla ilgilenelim. Manhalis nerelerde?"  İaarum: "Her döngü içinde beş kez gerçekleştirmiş olduğu safiyane ritüel için kendine bir yer bulmuştur. Dondurulup on asır sonra canlandırılsaydı, Manhalis ile şu ilkel adamı birbirinden ayırt edemezdik herhalde."  Hueha konuyu değiştirmek istedi: "Yaşadığım gezegende asinerjik aynalar adıyla anılan enteresan bir olayı sizlerle paylaşmak istiyorum. Gezegenin iki benzersiz ülkesinin uç sınırlarından bir bölgede ve sınırların her iki kıyı noktasında bulunan ve yaklaşık aynı yükseklikte olan iki dev kule vardı. Birbirlerine benzemel

Everest

Gece, telefonun sesine uyandı Zeyd. Saate baktı; 1:01. Talha'dan bir mesaj gelmişti: " Zeyd, Profesör hava limanına indi; Everest şimdi şehrimizde. "  Böyle bir haber beklemiyordu. Profesör en azından bir ay daha Avrupa'da bulunacaktı. Büyük heyecan duydu. Bu sırada açık pencereden odaya davul sesleri giriyordu. Sanki beyninin içinde çalınıyormuş gibi güçlüydü. " Ah, Raci! Ramazan ayında da değiliz ki! " dedi ve birden doğruldu.  Elektrikler yoktu. Karanlıkta toparlanıp, hemen çıkmalıydı. Büyük babasından miras kalan mütevazı evinin merdivenlerinden hızla indi. Sokağa çıktığında ay ışığının geceyi gündüze çevirmiş olduğunu gördü, davul sesleri de dinmişti. Olmadık zamanlarda davuluyla gezinen, mahallenin sevgili meczubu da ortalıkta yoktu. Aracına ulaşmak için köşeyi döndü ama araç yerinde değildi; aslında park halinde veya yürüyen hiç bir araç yoktu. Şaşkınlık içinde bakınırken, bomboş caddenin boğaza bakan ucundan kendisine doğru bir gölgenin yaklaştığını

Lathrippa'dan da güzel...

Gülden bahçelerinde “ebedî metinler” okunan  Yarımadada tam bir şehir / Yürüyen cenneti misafir eden  Işık kentler içinde en son harap olacak şehir / Betonların sardığı kutsal ev için kanayan Göksel seslerin yükseldiği şehir / İki dağın arasında mahrem kılınan Yaşanası ve topraklarında ölünesi şehir /  İnsan medeniyetlerinin ulaştığı zirveye mekan Soğuk nehrin, yağmurla birleştiği şehir /  Hayaller süsleyen kentler arasında unutulan Ezelî kelam ile gönlü fethedilmiş şehir /  Yeryüzündeki her kentin ülkesinden kurtularak Omzuna baş koyup ağladığı şehir /  Ve, dünya başkentlerine mektuplar gönderen Gezegeni güzelleştiren şehir /  Medine... Lathrippa'dan da güzel şehir  Fehmi Yılmaz

Kelimeler de başkalaşır

 " Kelimelerin ruhları anlamlarıdır. Anlamı yitirince kelimeler de başkalaşır. "  Taruh, Rah-Ka'ya; bir hakikati öğrenmek için onun zıddıyla da tanışması gerektiğini, söyledi ve birlikte Elula Dağı'na çıktılar. Anyoye mevkisine vardıklarında gün batımı muhteşemdi. Sisli bir tepede, tavanı çökmüş çok eski bir ziguratın içine girdiler. Masa şeklinde kesilmiş bir ağaç gövdesini, yosun ve sarmaşıklar sarmıştı. Masanın üzerinde ise kökleriyle masaya tutunmaya çalışan, yaprakları dökülmüş bir bonzai vardı. Belki ilk sentor burada yaşamıştı bir zamanlar, kim bilir?  Orada Adonis suretindeki Vesvas ve tanımlanması güç bir varlık olan Karaltı ile karşılaştılar. Rah-Ka onu görünce irkildi. Kapkara bir şeydi ve üzerinden haki renkli irin akıyordu, toprağa damlayan. Vesvas söze başlayarak Panteon'u andı ve " Ben çok zaman önce içinizden birinin beynine başkalaşımı fısıldamıştım, bugün ise çıraklar ustayı geçtiler " dedi. Daha sonra " Sen! " dedi Taruh'

Oysa, biz sizin içinizdeyiz

"Bineğin ancak dört mevsim yaşayabilir, ya sen?"  Beyaz İnci'nin de sentorlaştırılacağını düşündü Rah-Ka. Sentor olmak için ve onu kurtardıktan sonra yeniden birlikte süvari olabileceklerini umut ederek, Taruh'la beraber daha önce Vesvas ve Karaltı ile görüştüğü Elula Dağı'ndaki Anyoye'ye koştu. Engellemek isteyeceğini düşündüğü Taruh'a haber vermedi. "Bir kere onu terk ettim geride. Bir daha bu olmayacak" dedi.  Rah-Ka, ıssız Anyoye'de bir gün kadar gezindi. "Sadece ben istersem sentor olurum, onlar istedi diye değil" diye tekrar edip duruyordu. Sonra biraz daldı. Gece, geldiler. Yıldızlar ve ayın ışığı derin karanlığı iflah etmiyor. Bir çıtırtıya uyandı, irkilerek; gözleri yangın ikili... Fakat bu sefer, Karaltı'nın önceki halinden eser yoktu. Ayağa kalktı ve Vesvas'a dedi ki, "Onu senin yanında daha önce de gördüm. İticiydi. Şimdi neden böyle, n'oldu ona?"  "O değişmedi Rah-Ka, ona bir şey de olmadı; an

İlk Ego

Taruh, biraz da hiddetle konuşmaya başladı:  "İlk ego; hakikatte kendine ait olmayanı kendine atfetmek, dünyayı sahiplenerek kendini onda hapsetmek... Bu bir tohumdu. Vesvas ekti, Aku Ba'nın zihnine. Mağaraya girince, yarasa sürüsü dışarı fırladı. Metamorfozu tamamlayıp da sentorlaştığı anda; beyninde gözyaşı yağmurları, yüzünde ise abuk bir kahkaha ile mağaradan çıktı. Mağara girişinde bulduğu bir kaplumbağa kabuğunun içini boşaltarak, üzerine sığır bağırsaklarından yaptığı telleri gerdi ve bir lir meydana getirdi. İlk sentor, başkalaşımı lir çalarak kutluyordu şimdi. Metamorfozdan sonraki ilk tereddütleri, çaldığı lirin notalarıyla beraber uçup gitti. Artık bir barınak yapmalıydı kendisine. Doğanın içinde kaybolmamalıydı, bir farkı olmalıydı artık. Terliyordu ve teri artık tuzluydu. Aku Ba, açtığı çığır ile kendisinden sonra sentor olacaklar için sonu çıkmaz bir tünel kazdı. Sentorlaşma pandemisini o çıkardı. Bu nedenle her başkalaşımda bir payı olacakır.  Biyolojik tatminle

Mahrumiyet toprakları

Rah-Ka ve diğer süvariler gönülden Taruh'u dinliyorlardı:  "Vakta ki Aku Ba, dev taşlar ve koca koca kayaları sırtında taşıyor, istifleyerek zift kokan duvarlar örüyordu. Bilmemek ve unutmak arasındaki fark! O, bu farktan doğdu. Nisyan büyük isyanın başıdır. Eğer, bilmeden başkalaşım geçirseydi, özüne geri dönebilirdi. Unuttuğu, aslında unutmak istediği için sentor oldu. Bilmek vebaldir, unutmamak şiar, usül.  Dünyaya bağlanma, o sadece bir moladır. Asıl mesken ukba, ebediyet yerimiz. Cehennemin yakıtı binekler ve taşlardır. Işıkların kendisine secde ettiği süvariyi öldürdü sentorlar. Onun yerine at-insan karışımı, ukbaya ulaşamayan bir yaratığa dönüşmeyi tercih ettiler. Öte alem esasen ve tamamıyla selamet yurdudur, dünya ise mahrumiyet toprakları... Sentorlar ruhları ile dünyada kalır. Dünya sevgileri onları bırakmaz. Ukbaya hicret edemezler. İşte gayya bu. Süvarilerin durumu ise anne karnındaki ceninin hali gibidir. Zittavl onları öylesine esirger ki nefessiz büyütür, yaşat

Zittavl’i unutunca ölmeye başlar ruh

Ve, sözü hitama erdirdi Taruh:  "Zittavl, inançsızların sabıkalı sözlerinden münezzehtir. Son nefesi verince değil, Zittavl’i unutunca ölmeye başlar ruh. Ruh kamburlaşır, inanç çürürken. En büyük düşüş sırat köprüsündedir. Evet, bir süvari dünyada parmak izi bırakamaz, ama bir sentor da...  Yaratan ve nizam veren Rab, bizden neden vazgeçsin!? O, bize bilmediklerimizi öğretmek ve bizi, bizden önceki iyilerin yoluna iletmek istiyor. Bu dünya hayatı bir illüzyondan ibaret. Harcıalem ise süvariliktir... Varlık alemlerinde en mükemmel birleşimdir. Su ve tuzun karışımı gibi. Varlığın zirvesi; kainat ona atfedilmiştir. Dua edin, yalnız ölüler dua etmez. Ey ebrar! Hâksar olun. Ruhun dalgalanmalarında; söylediklerimi yakında bileceksiniz." ... | Rah-Ka'dan bir pasaj.

O'nun adımları...

Profesör her zamanki mütebessim, mütevazi ve vakarlı haliyle amfi kapısından içeriye girdi. Yüksek rakımlı tepelerde görülebilen, sıra dışı çiçeklerin latif kokusu da O'nun adımlarıyla amfiye yayıldı. Ay gibi cemali, paha biçilmez mücevherlerden yüz çevirtir. Kırk yıllık tecrübesi ve gayet şefkatli bir babanın etkileyici sesiyle öğrencilerini selamladı ve manevi nasırlarla kaplanmış ellerindeki haki renk klasörü, ahşap masanın üzerine bıraktı. İlk kez ders anlatıyormuş gibi temkinli fakat tam mücehhez bir ordinaryüs kadar sakin, emin ve kesin ifadeleriyle konuyu anlatmaya başladı;  "Arkadaşlar! Kısa bir hulasa ile jeofizik terminolojisini puzzle misali bir araya getirirken, insanoğlunun nitel jeofizikten nicel jeofiziğe geçişini seyredeceğiz. Miletli Thales'in evren ve su elementine dair teorilerine, Ebu Reyhan el-Biruni ile zamanında bilimin zirvesine ulaşan kuramlara ve diğer tarihi notlara seyahat edeceğiz."  | Everest'ten bir pasaj.

Derin bir nefes...

...  Birkaç adım öğrencilere yaklaştı ve devam etti; "Yerkürenin doğasını inceleyen jeofiziğin endüstriyel pratiği, Kuzey Amerika'da petrol sahası sondajlarıyla başladı ve nükleer güç santrallerinin konumlarının belirlenmesinde önemli gelişim gösterdi. Deprem tehdidine karşı zemin yapı etkileşiminde de önemli mesafeler katetti. Peki bu seviyeye nasıl gelindi?"  Derin bir nefes aldı, senelerdir ilk defa nefes alırcasına; "Eski çağlarda dünyanın elips olduğunu bilmeyen insanlar onu düz bir tepsiye benzetmişlerdi. Bir fil yada kaplumbağa sırtında duran bir nesneye, ya da buna benzer insan hissiyatına mağlup olmuş ve delilsiz düşüncelerin semeresi olan niteliklere. Uluslararası Bilim Konseyi raporlarına göre..."  Derken kapı hafifçe çalındı. İçeriye uzuna yakın boyu, geniş omuzları, ışıldayan gözleri, gür siyah saçları, bir haftalık sakalı ve spor kıyafeti ile bir öğrenci girdi. Profesör'le göz göze geldiler.  | Everest'ten bir pasaj.

Sözden ziyade sükuta yakın

...  Vakit kaybetmeden ihtiyar mezar ustasının adresine gittiler. Ona selam verdiler ve:  - Senin, eskiden Dr. İnanılmaz ile karşılaştığını öğrendik. Biz uzun yıllardır onu arıyoruz. İpuçlarına ihtiyacımız var. Onunla karşılaşmanı anlatır mısın?  Yaşlı adam öksürdü, nefes almakta zorlanıyordu. Yine de onun hatırlatılmasına memnun olmuş, adını duyunca belli belirsiz gülümsemişti. Duraksayarak konuşmaya başladı:  - Çok uzun zaman önceydi. Ancak unutulmamayı hak eden biri o. Tamamen dolu bir kumbara ile gelip, benden kendisi için bir mezar yapmamı istemişti. Henüz dokuz veya on yaşlarında ay yüzlü bir çocuktu. Şaşırmıştım. Ebeveyni olup olmadığını ve neden böyle bir şey istediğini sormuştum. "Senin mezarını yapmaya benim ömrüm yetmez" demiştim. Ayrıntıları hatırlamıyorum ancak onun bu davranışına neden olan durumu anlatmasını istedim. Oysa konuşmak istemedi, ancak ısrarlarımdan sonra ezber olmayan ve çocuk düşünce dünyasına göre anomali gibi duran şu sözleri söylemişti:  "Ç

Berk ve Barika

(...) Manhalis, Vertigo°'nun otantik koridorlarında yürüyordu. Bir kesişim noktasında durakladı. Yeniden Radruum ile irtibata geçmek istedi, ancak ulaşamadı. Bu sırada yanındaki masal dükkanının önünde ilginç kozmik kıyafetleri ile çocuklar, insansı robottan çok eski bir hikaye dinliyorlardı. Kulağı onlara takıldı. Bilge ihtiyarlara benzeyen, elinde ahşap asası ile de ara sıra öksüren bu android ne kadar da gerçekçiydi;  " Evvel zaman içinde iki kardeş; Berk, Barika ve kedileri Delis gizemli bir ormanın içinde uyanmışlar. Nereden geldiklerini ve nereye gitmeleri gerektiğini hiç hatırlamıyorlarmış. Etraflarına bakınırken kendileriyle konuşabilen ve çıkış yolunu bilen rengarenk bir papağan görmüşler. Ormanın derinliklerinde rehber papağan ile ilerledikleri sırada şiddetli yağmurlar başlamış. İzledikleri kuşu da kaybetmişler. Korkunç gök gürültülerine neden olan şimşeklerin ışığı ile yolu takip etmeye çalışıyorlarmış. Aniden her yer aydınlanmış ve Berk'in üzerine yıldırım düş

Sanat nedir?

Mevzu, şu efsane soru; sanat nedir?  Sanatın ne olduğunu ya da ne olmadığını söyleyebilmek kolay değil. Lev Tolstoy'un, okul gezisi sırasında on yaşındaki bir çocuğun "sanat nedir?" sorusuna cevap bulması otuz yıldan fazla sürmüştü.  İnsanlar varlıklara yükledikleri anlamlarla kendi subjektif dünyalarını kurarlar. Sanat da kendisine verilen anlam ile varlığını gösterir. Tanımı, egemen paradigmalara ve toplumsal zihin katmanlarına göre değişir.  Batılı felsefede Platon ve Aristoteles ile başlayan ve Baumgarten'la güncellenen estetik bilimi, dünyada tüketicisi hazır sanat tanımlarını üretir. Öncelikle, sanatın neliği ile ilgili Batı'da kullanılan etiketleri aktaralım.  İnsan kaynaklı biyopsikolojik hal ve davranışlar dört mühim gayeye yöneliktir; menfaat, gerçek, iyilik ve güzellik. Otomobil faydalıdır menfaati, Bağdat başkenttir gerçeği, Yaşlılara yardım iyiliği ve Gül kokusu güzelliği ifade eder. Burada güzellik sanatla ilişkilendirilir. Güzel estetik haz veren şe